ADET DÜZENSİZLİĞİ


     Pratik olması açısından adet düzensizliğini kadın hayatının farklı evrelerinde incelemekte fayda vardır. Bu amaçla kadın hayatını çocukluk, ergenlik, doğurganlık, premenopoz (menopoz öncesi) ve menopoz olarak ayırmakta ve düzensiz kanamaları bu şekilde incelemekte fayda vardır:

     Çocukluk çağı

     Çocukluk çağı doğumdan ilk adet görülene kadar geçen zamandır. İlk adet kanaması ortalama 12 yaşında görülür. İlk adetin 9 yaşından önce görülmesi durumunda hormonal bir bozukluk sözkonusu olabileceği gibi, 16 yaşına kadar gerçekleşmemesi durumunda hormonal bir bozukluk dışında yapısal bazı kusurlar da (kızlık zarının tam kapalı olması ve kanın akmasına izin vermemesi, genital organların olmaması gibi) sözkonusu olabileceğinden mutlaka jinekolojik değerlendirme gerekir.


 

     Ergenlik dönemi

     İlk adetin görülmesiyle birlikte genç kadınlığa ilk adım atılır. Ancak hormonal sistemin olgunlaşması iki yıl gibi bir sürede tamamlandığından siklusların bir kısmı ovulasyon (yumurtlama) olmadan gerçekleşir. Bu yüzden ergenlik döneminde adet gecikmelerine ve/veya adetlerin normalden uzun sürmesine sık rastlanır. Bu dönemdeki bir genç kızın 6 ay boyunca adet görmemesi ve/veya gördüğü kanamaların normalden fazla olduğunun düşünülmesi durumunda jinekolojik değerlendirme gerekir.

     Doğurganlık dönemi

     Ergenlik döneminin belli bir aşamasından itibaren adetler düzenli hale gelir ve siklusların tümünde ovulasyon (yumurtlama) olur. Bu dönem kadının gebe kalabileceği dönemdir ve menopoza kadar devam eder.

     Bu dönemde en sık görülen adet düzensizlikleri gecikmeler, ara kanamalar, adetin fazla olması ve uzun sürmesi ya da az olması ve kısa sürmesi şeklinde olur.

     Gecikmeler: Doğurganlık döneminde de adet gecikmelerine sık rastlanır. Aktif cinsel yaşamı olan ve etkin bir korunma yöntemi kullanmayan kadında görülen adet gecikmelerinin en muhtemel nedeni gebeliktir. İkinci muhtemel neden de herhangi bir şekilde o siklusta ovulasyon (yumurtlama) olmaması ve bu nedenle "dökülmenin" gecikmesidir. Düzenli adet gören bir kadında beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan gecikmenin nedeni ise stres, mevsimsel değişiklikler, mekan değişiklikleri olabilir. Bir kadında senede bir kez adet gecikmesi olması ileri inceleme gerektiren bir durum değildir. Ancak adet gecikmesi senede bir kereden çok oluyorsa ve/veya gecikmelerden biri 6 aydan daha uzun sürüyorsa hormonal tetkik yapılması gerekir.

     Adet gecikmesinin diğer önemli nedenleri arasında aylık ya da üç aylık korunma iğneleri ya da kola uygulanan hormon çubuklarının içinde bulunan hormonların yanetkileri sayılabilir.

     Ara kanamalar: Doğurganlık döneminde sık görülen diğer bir adet düzensizliğidir. En muhtemel neden serviksteki enfeksiyonlardır. Diğer muhtemel nedenler miyomlar (uterusta bulunan selim tabiatlı urlar) ve serviks polipleridir (polipler de selim tabiatlı oluşumlardır). Spiral kullanımı, doğum kontrol hapı kullanımı, aylık, üçaylık iğneler ve kola uygulanan çubuklar da lekelenme tarzında ara kanamalara neden olabilirler.

     Adetin fazla olması: En muhtemel neden yumurtlama olmadan gerçekleşen siklustur. Diğer nedenler spiral kullanımı, aylık, üçaylık iğneler ve kola uygulanan çubuklardır. Farkında olunmayan gebeliğin düşükle sonuçlanması da yanlışlıkla adet kanaması sanılabilir.

     Adetin az olması: Adet döneminde görülen kanama miktarı yaşla birlikte azalma eğilimi gösterir. Doğum kontrol hapı kullanımı da adet kanamasını önemli ölçülerde azaltır. Sorunlu seyreden kürtajlar sonrası endometriumda (rahim iç tabakasında) ortaya çıkan yapışıklıklar da az adet görülmesine ileri derecede yapışıklıklarda hiç adet görememeye neden olabilir. Şüpheli durumlarda "Üstüne görme" yani gebelikte ortaya çıkan kanamayı adet kanaması sanma yönünden gerekli incelemeler de mutlaka yapılmalıdır.

     Sık adet görme: En muhtemel neden hormonal dengesizliktir. Arakanamalar sıklıkla adet kanaması ile karıştıklarından ara kanamaların muhtemel nedenleri burada da sözkonusu olabilir.

     Tüm bunlara ek olarak her türlü normalden fazla kanama durumunda vücudun kanamayı durdurma ve kanı pıhtılaştırma mekanizmalarındaki muhtemel bir bozukluk mutlaka akla gelmelidir. Bu özellikle ergenlik döneminde olan ve tüm kanamaları bir "faciaya" dönüşen kızlarda muhtemel neden olabilir ve araştırılmalıdır.

     Adet düzensizliklerinde ne gibi incelemeler yapılır?

     Normalden sapma olan her kanama mutlaka doktor muayenesi gerektiren bir durumdur. Doktor incelemesinde yapılacak olan işlemler komple jinekolojik muayene, ultrason, papsmear ve doğurganlık çağında olanlarda gebelik testi şeklinde olacaktır. Bu incelemeler normaldışı kanamaların yaklaşık %80'inin aydınlatılması için yeterli olur. Ek olarak bazı özel durumlarda hormonal tetkikler (özellikle sürekli gecikmesi olanlar, gecikmesi 6 aydan daha uzun sürenler, beraberinde tüylenme, şişmanlama, gebe kalamama şikayeti olanlar gibi), biyopsi işlemleri (ara kanaması olmakla birlikte kanser ya da kanser öncesi lezyon şüphesi olanlar, 35 yaşın üstündeki tüm normaldışı kanamalar, menopozda kanama) de adet düzensizliği olan kadınlarda uygulanan ileri tetkiklerdir.

     Nasıl tedavi edilir?

     Tanı koyma esnasında yapılan incelemeler şu sorulara cevap ararlar: gebelik varmıdır?; tedavi edilmesi gereken hormonal dengesizlik varmıdır?; cerrahi yolla uzaklaştırılması gereken kanser öncüsü lezyon ya da kanser varmıdır? Bu üç durum da saptanmamışsa bu durumda en muhtemel neden enfeksiyondur ve antibiyotik tedavisi verilir. Tedaviye rağmen devam eden kanamalarda incelemelerin tekrar edilmesi gerekebilir.

     Jinekolojik muayene ve ultrasonda saptanan bulgulara ek olarak idrar veya kanda yapılan gebelik testleriyle gebelik tanısı kesinleştirilir. Gebelik olduğunda da sıklıkla düşük tehdidi, düşük ya da dış gebelik sözkonusudur ve bu durumlar usulüne uygun olarak tedavi edilir.

     Hormonal dengesizlik çoğunlukla yumurtlama olmaması şeklindedir. Bu durumun tedavi edilmesi önemlidir zira endometrium tabakasının progesteron salgısı olmaksızın kalınlaşması dokuda kanser öncüsü lezyon (oluşum) ve daha ileri durumlarda kanser gelişimine neden olabilir. Tedavi için çocuk isteği olanlara yumurtlamanın tekrar sağlanması, çocuk isteği olmayanlara ise eksik olan progesteron hormonunun takviye edilmesi için tedavi verilir.

     Servikste polip ( rahim ağzı selim tabiatlı oluşum ), endometriumda polip ( rahim iç tabakası selim tabiatlı oluşum ) ya da diğer kanamaya yolaçacak kitleler (miyom gibi) varsa kanamayı kontrol altına almak için sıklıkla cerrahi müdahale gerekir. Bu müdahale polip durumlarında basit olarak polipin çıkarılması şeklinde olabileceği gibi büyük miyomlarda (rahimde bulunan selim tabiatlı urlar ) uterusun çıkarılması şeklinde de olabilir.

     Kanser öncüsü lezyon ya da kanser saptandığında ise odak kesinlikle saptandıktan sonra usulüne uygun tedavi yapılır

ADET ÖNCESİ GERGİNLİK (PREMENSTRUEL SENDROM )


     Premenstruel Sendrom (PMS) kadınlarda adet öncesi dönemde adetten yaklaşık 1 hafta önce başlayan ruhsal ya da fiziksel bir takım sıkıntılara ve gerginliklere verilen isimdir. Bu belirtiler genellikle adetin başlamasına 1 hafta kala ortaya çıkar ve adet görülmesiyle birlikte sıkıntılar azalır ve birkaç günde kaybolur.

     Adet öncesi sıkıntılar özellikle yetişkin üreme çağındaki kadınların karşılaştıkları bir sorundur ve bazen normal hayatını engelleyen biri durumdur. Her yıl yaklaşık 12 kez adet gören bir kadın için her 7-10 gün gibi sıkıntılı bir dönem yılda toplam 3-4 ay sıkıntılı bir dönemi ifade eder ki bu büyük bir rakamdır yaşamda ve kişinin hayat kalitesini düşürmektedir.

     PMS ne sıklıkta görülür?

     Aslında her kadında adet öncesi dönemde bazı belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerin amacı kadının adet olacağından haberdar edilmesi ve böylece hazırlıksız yakalanmasının engellenmesidir. Bu belirtiler kadınların yarısından daha azında rahatsız edici, ancak dayanabilecek şiddette olurken, %5 kadında oldukça şiddetli belirtiler ortaya çıkmaktadır. Burada premenstruel (adet öncesi) belirtiler ile premenstruel sendrom arasındaki ayrımı yapmak önemlidir.

     PMS kadının yaşantısını derinden etkileyen sosyal bir durum olarak kabul edilebilir. Amerikada yapılan istatistiksel çalışma bu ülkede kadınların adet öncesi dönemlerinde daha fazla suç işlediklerini ortaya koymaktadır. Aynı raporda tıbbi ya da psikiyatrik bir hastalık nedeniyle hastaneye yatırılan, intihara teşebbüs eden kadınların, çocuklarını normalde önemsenmeyecek ufak bazı şikayetler nedeniyle doktora götüren kadınlara önemli bir kısmını adet öncesine yakın günlerde oldukları görülmektedir.

     PMS kimlerde görülür?

     PMS Üreme çağındaki kadınlarda gözükse de; çok ender olarak ergenlik döneminden önce ve menapozda da görülebilir. Sıklıkla 30-45 yaş arsı kadınlarda gözükür. Ailevi bir eğilim söz konusu olmasına karşın sosyal ,sınıf ve ırksal farklılıklar göstermez. Doğum kontrol hapı kullananlarda belirtiler şiddetlenebilir.

     PMS neden olur?

     PMS'nin nedeni tam olarak belli değildir. Fakat; aşağıdaki şu maddeler üzerinde durulmaktadır.
      Mineral yetersizliği (magnezyum , çinko)
      Vitamin yetersizliği (A,B vitaminleri)
      Hormonal dengesizlik (Progesteron yetmezliği ve diğer bazı hormanal bozukluklar)
      Kan şekerinin düşük olması
      Vücutta aşırı sıvı tutulması
      Beyindeki bazı kimyasal ileticiler
      Bastırılmış cinsel arzu
      Psikolojik nedenler

     PMS'nin belirtileri nelerdir?

     PMS bazen tüm vücut sistemlerini ağır şekilde etkileyebilir ve bu durumda her organa ait belirtiler meydana gelebilir. PMS belirtileri hafif adet öncesi belirtileri şeklinde olabilir, doktora başvuracak kadar, ancak dayanılabilir şiddette olabilir ve iş kaybına, sosyal ilişkilerde sorunlara, kişide depresyona yol açacak kadar şiddetli olabilir.

      PMS'nin ruhsal belirtileri depresyona, yorgunluk hissi, aşırı uyuma çevreye ilginin azalması, duygu durumunu dalgalanmalar, sinirlilik gerginlik, asabileşme, üzüntü hali, öfke, dikkat azlığı şeklinde olabilir.

      Memelerin olgunlaşması, büyümesi ve ileri derecede hassaslaşması şeklinde meme belirtileri olabilir.

      Vücutta ödemlere (su tutulumuna) ve değişik bölgelerde şişliklere yol açar. Bu dönemde vücut ağırlığında 2-3 kiloya kadar ağırlık artışı olabilir.

      Baş ağrısı, bulantı-kusma, kabızlık, ishal, iştah artışı, aşırı susama alkole tahammülsüzlük, cinsel istek artışı, akne (sivilce) ortaya çıkması diğer sık gözlenen belirtilerdir.

     PMS tanısı nasıl konur?

     PMS tanısı koymak kolay değildir. Adet öncesi dönemde bazı şikayetlerle başvuran her kadına PMS tanısı koymak, kadının gereksiz yere bazı tedavilere ve bunların yan etkilerine maruz kalması anlamına geleceğinden ancak bazı kriterleri taşıyanların PMS tanısı konur. PMS'li kadınların genellikle kendi kendilerine tanı koyarak doktora başvururlar. Ancak bu kadınların çoğunda ya abartılmış premenstruel belirtiler söz konusudur ya da başka bir hastalık vardır. Tanının düzgün koyulup tedavinin doğru bir şekilde verilmesi için komple bir jinekolojik sorgulama ve muayene yapılmalı, bazı destekleyici laboratuar tetkikleriyle tanıya gidilmelidir.

     PMS tanısı koymak için aşağıdaki kriterlerin mutlaka olması gerekir.

     1-Belirtilere neden olacak bedensel bir bozukluk bulunmamalıdır.
     2-Su toplanması, huzursuzluk, depresyon, gerilim gibi belirtiler bulunmalıdır.
     3-Belirtiler düzenli olarak ortaya çıkmalı ve kaybolmalıdır. Bu belirtiler siklusun ikinci yarısında ortaya çıkmalıdır.
     4-Adet döneminin ilk yarısında en azından 7 günlük belirtisiz bir dönem bulunmalıdır.
     5-Birbirini izleyen 3 adet döneminde belirtilerin olması gerekir ve adet gördükten sonra belirtilerin 3 gün içinde kaybolmalıdır.
     6-Belirtiler iş yaşamı, sosyal yaşamı ve kişisel ruhsal dengeyi etkileyecek kadar şiddetli olmalıdır. (yani tüm premenstruel belirtiler sendrom değildir.)

     PMS nasıl tedavi edilir.?

     Premenstural sendrom kadının kadınlığı gereği kanıtlamak zorunda olduğu bir durum değil, yardımcı olunabilecek ve de olunması gerekli bir düzensizliktir.

     Burada yapılması gereken şey bir kadın hastalıkları uzmanına başvurmaktır. Hekiminiz sizi ciddi bir sorgulamadan ve muayeneden ve de gerekirse laboratuar tetkikinden geçirip, değerlendirecek, Psikiyatrist bir doktorla beraber ilaçlı veya ilaçsız tedavinizi düzenleyecektir. Kendi başınıza yapmaya kalktığınız her şey size belki daha fazla zarar verecektir.

     İlaç dışı tedavi:

     Henüz PMS'a tam olarak etkili ilaç bulunamamaktır. Belirtileri hafif ya da orta şiddetle olan hastalar için ilaç tedavisi dışında alınabilecek önlemlerden iyi fayda görülebilir. Bunlar;

     Kadının durumu hakkında bilgilenmesi:

     En önemlisi psikolojik destektir. Bunun bazı kadınlarda olabileceği, belirtilerin giderek kötüleşmeyeceğini aksine yaşı ilerledikçe azalacağı olayın hormonlara karşı dokuların bir tür hassas cevabı olduğu, bir çok kadında bu belirtilerin olduğunu ve tedavisi olan hastalık olduğunu bilmesi gerekir.

     Gıdalar:

     Kafein (kahve, çay, çikolata, kola ve bazı ağrı kesicilerde bulunur) PMS bağlı baş ağrılarının ve meme ağrılarının kötüleşmesine neden olabilir. PMS'li kadınlar siklusun ikinci yarısında (yumurtlama sonrasında) alkole karşı aşırı duyarlılık geliştiğinden bu günlerde alkol alınması PMS belirtilerin artmasına neden olabilir. Şişmeleri (ödem) olanlar için sigara azaltılmalı veya bırakılmalıdır. Çünkü nikotin vücutta su tutar hormonal salgısını uyarır. Sol tarafına yatılarak uyuması genel vücut ödemi olanlar da faydalıdır. Gerekirse tuz kısıtlanmalıdır. Yine diyette kırmızı et azaltılmalı balık , sebze ve meyve tercih edilmelidir.

     Egzersiz:

     Düzenli egzersiz PMS'nin belirtilerini azaltır. Muhtemelen bu durum beyin endorfin seviyesini artırıcı özelliğine bağlıdır. (Endorfin vücuttan salgılanan "morfin" dir ve rahatlatıcı gevşetici özellikleri vardır.) Ayrıca; vücudun oksijenlenmesini artırır.

     Stressiz sağlıklı ve düzenli yaşam, gevşeme teknikleri meditasyon veya yoga gibi yöntemler faydalıdır.

     Hobilerle ilgilenmek önemlidir.

     İlaçla tedavi yöntemleri:

     Yukarıda yöntemler yetersiz olduğunda veya baştan beri şiddetli seyreden PMS durumlarında ilaçla tedavi yapılır.

     Doğum kontrol hapları: Bu ilaçlar özellikle beraberinde regl düzensizliği ve dismenore (adet sancısı) olan PMS hastalarında fayda gösterir. Ancak bazı kadınlarda doğum kontrol hapı kullanımı PMS'nin ruhsal belirtileri şiddetlendirebilmektedir.

     Ağrı kesici - iltihap giderici ilaçlar: Belirtiler başlar başlamaz düzenli alındığında ve adetin ikinci-üçüncü gününe kadar kullanıldığında bu ilaçlar özellikle PMS ile beraber adet sancısı gibi ek belirtileri olan kadınlarda faydalı olabilmektedir.

     GnRH analogları: Bu hormon ilaçları yumurtalıkları tamamen susturarak östrojen progestron salgısı sıfırlayan ilaçlardır. Dikkatli bir değerlendirme sonrası mutlaka doktor kontrolünde kullanılmaları gerekir. Uzun süre kullanıldıklarında kemik erimesi gibi ciddi sonuçlar doğurabileceklerinden tedavi süresi uzayacaksa beraberinde östrojen takviyesi yapılır.

     Histerektomi (Rahimin alınması) : PMS'de tüm yöntemler başarısız kalındığında yumurtalıklarla beraber rahim ameliyatla çıkarılır. Ancak günümüzdeki etkili ilaçların sayesinde giderek az uygulanan bir tedavi biçimi haline gelmiştir.

     Ödem (şişmeleri olanlar) için tedavi: Nikotin ADH (vücutta su tutan hormon) salgısını uyardığı için sigara azaltılmalı , en iyisi bırakılmalıdır. Sol tarafta yatılarak uyunması genel vücut ödemi olanlarda faydalıdır. Ödem tedavisinde bazı idrar söktürücüler fayda verebilirler.

     Mastalji (meme hassasiyeti) için tedavi: PMS'li hastalarda mastalji tanısı konur ve fibrokistik hastalık gibi diğer meme ağrısı nedenlerinin ortaya çıkarılması için komple bir meme muayenesi yapılmalıdır. Mastalji tedavisinde memelerin alttan iyi destekleyen bir sütyenin gece gündüz kullanılması, kafein alımının kısıtlanması sigara içilmemesi çoğu hasta için yeterli olur. Gıdalarda yağın azaltılması, diüretik ve A, B, E vitamini kullanımı da bazı hastalarda olumlu sonuçlar verir. Gerekli durumlarda danazol ve bromokriptin gibi ilaçlar da kullanılabilir.

     Ruhsal belirtileri için tedavi: Ruhsal belirtiler basit duygusal dalgalanmaları şeklinde olabileceği gibi ağır depresyon şeklinde de ortaya çıkabilir. Tedavide antidepressan ilaçlar ve gerekli durumlarda psikiyatrik değerlendirme sonucuna göre daha farklı ilaçlar kullanılabilir.

     Şu anda Amerika'da yeni bir ilaç deneme safhasında (PH80 ilacın şu andaki ismi, piyasada belki başka isimlerde de verilebilir) ilaç burundan kullanılan bir sprey ve bu adet öncesi gerginlik belirtilerini yok ettiği veya hafiflettiği bildiriliyor, daha deneme gruplarında kontrol aşamasına yeni başlanıyor, yani bize gelmesi 2-3 yılı bulur sanıyorum tabi sonuçları olumlu olursa. Her adet döneminizde kendinizi üzgün sıkıntılı veya duygularınızda hızlı oynaklık varsa ve zevk veren etkinliklere karşı ilginiz kayboluyorsa tedavi olarak bir ayınızın her gününü daha mutlu ve dolu dolu yaşabilirsiniz.

AĞRILI ADET GÖRME (DİSMENORE)


     Nedir?

     Adet kanaması esnasında ya da hemen öncesinde kasıklarda ortaya çıkan rahatsızlık ve kramp tarzında ağrılara dismenore ya da menstrüel kramp adı verilir. Dismenore primer (1.cil) ve sekonder (2.cil) olmak üzere iki şekilde incelenir.

     Primer (birincil) dismenore :

     Sıklıkla adet kanamasının başlangıcından sonraki ilk 1-2 yıl içinde ortaya çıkar ve kırklı yaşlara kadar sürebilir. Bazen kadınlarda ilk doğumdan sonra ağrılar hafifleyebilir. Ağrının nedeni rahimde ağrıya ve kasılmaya yol açan prostaglandin maddesinin yapımının artmasıdır.

     Ağrı genellikle adet kanaması başlamadan 1-2 gün önce ortaya çıkar, adetin birinci gününde belirginleşir ve genellikle 2.günde sakinleşir. Ağrı karnın alt kısmında aralıklı gelen kramp şeklindedir. Ağrı bir bölgede toplanabileceği gibi sırta, bele, kasıklara ve vulvaya (idrar yapılan açıklık ve vajinal açıklık) da yayılabilir. Ağrıya bazen terleme, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusma, ishal, baş dönmesi, baş ağrısı, baygınlık, kabızlık gibi belirtiler eşlik edebilir.

     Neden sancılı adet görülür?

     Sancılı adet görme aslında normal adet görme mekanizmasının önemli bir parçası olan uterus (rahim) kasılmalarının kadın tarafından ağrı şeklinde hissedilmesidir. Bu uterus kasılmalarının amacı uterus iç tabakasını atılarak yenilenmesi sırasında oluşan kanama miktarını en az seviyede tutmaktır. Kasılmalar esnasında uterusta bölgesel olarak prostaglandin adı verilen bazı maddeler salgılanır. Ağrıya yol açan bu prostaglandinlerin ya aşırı miktarda salgılanması ya da kadınlarda prostaglandinlere ağrı şeklinde aşırı duyarlılık oluştuğu kabul edilmektedir. Prostaglandin salgısı yumurtlama sonrasında oluşan bir olay olduğundan tipik olarak adet görmeden kısa süre önce başlayan adet bittikten sonra tümüyle kaybolan adet sancısı yumurtlama olduğuna dair belirtilerden biridir.

     Sancılı adet görmenin nadir görülen nedenleri arasında serviks (rahim ağzı) girişi, kürtaj, enfeksiyon gibi nedenlere bağlı olarak daralmış olması ve buna bağlı olarak adet kanının "zorlukla atılması" ve spiral kullanımı yer alır.

     Ne gibi belirtiler verir?

     Dismenore karnın alt bölgelerinde kramp benzeri ağrılar ve rahatsızlıklardır. Bu eşlik eden diğer belirtiler; Sırt ağrısı, baş ağrısı, bulantı, bacakların iç yüzünde hassasiyet olabilir. Dismenore ile birlikte adet öncesi gerginlik sendromu (PMS) de görülebilir ancak bu şart değildir. PMS genelde adet başlangıcından birkaç gün önce görülür. Dismenoreli kadınların yaklaşık %10-15'inde şikayetler normal günlük aktivitelerini kısıtlayacak kadar şiddetlidir.

     Eğer ağrılar;
      Normal zamanında gelen bir adet kanamasına eşlik etmiyorsa
      Her zaman olduğundan çok daha şiddetli ise
      2-3 günden daha uzun sürüyor ise
      Her zaman olandan daha farklı ise
          mutlaka bir hekim kontrolünden geçilmesi gerekir.

     Sekonder (ikincil) dismenore:

     Seconder (ikincil) dismenorede (ağrılı adet görme) altta yatan bir patolojik (hastalık yapan) durum mevcuttur. Bir kaç örnek verecek olursak doğuştan olan kızlık zarının kapalı olması, bazı vajinal (hazneye ait) veya rahime ait anormallikler veya daha sonradan ortaya çıkan bazı hastakıklar gibi… Doğuştan olan problemler daha nadir olduğundan, sıklıkla daha genç yaşlarda ortaya çıkar.

     Sekonder dismenore nedenleri nelerdir?

     1-Endometriozis
     2-Yumurtalık kistleri veya tümörleri
     3-Pelvik inflamatuar hastalık (PID)
     4-Myomlar
     5-Uterus polipleri
     6-Rahim içi yapışıklıklar
     7-Rahim içi araçlar
     8-Rahim boynu darlıkları
     9-Rahim tümörleri
     10-İmperfore hymen (kızlık zarının adet görmeyecek şekilde tam kapalı olması)
     11-Çift uterus veya uterusda septun bulunması
     12-Enfeksiyonlar

     Ne zaman jinekolojik değerlendirme gerekir?

     Adet sancıları ağrı kesicilerle kontrol altına alınabiliyorsa ve başka bir jinekolojik belirti yoksa jinekolojik muayene gerekli değildir. Ancak adet sancıları çok şiddetli olup genel iyilik halini etkilemeye başlamışsa ve/veya iş kaybına neden oluyorsa mutlaka jinekolojik değerlendirme yapılmalı etkili bir tedavi uygulanmalıdır.

     Jinekolojik değerlendirmenin çok önemli bir amacı vardır. Endometriozis (rahim iç tabakasının normal dışı bölgelerde bulunması), kronik enfeksiyon, yapışıklıklar, yumurtalık kistleri, uterus myomları ve diğer bazı jinekolojik hastalıklar kendilerine özgü belirtiler dışında aynen adet sancısı gibi belirtiler de verebilirler. Yapılan jinekolojik muayene bu durumların varlığını ortaya çıkarır ve böyle durumlarda tedavi tamamen farklı olur.

     Nasıl tanı konulur?

     Tanıda öncelikle hastanın öyküsü önem kazanır. cevaplanması gereken bir takım sorular vardır. Bunlar:
      Ağrının ne zaman olduğu
      Ağrıyı geçirmek için ne yapıldığı
      Eşlik eden başka bir şikayetin olup olmadığı
      Doğum kontrol haplarının ağrıyı azaltıp azaltmadığı
      Gün geçtikçe ağrının şiddetlenip şiddetlenmediği ve
      Ağrılar nedeni ile aktivitenin bozulup bozulmadığıdır.

     Ağrıların primer ya da altta yatan başka bir patolojiye bağlı olup olmadığını anlamak maksadıyla detaylı bir muayene yapılmalıdır. Herhangi bir enfeksiyon ya da kist gibi bir patolojiyi ayırt etmek için kan ve idrar tetkikleri ile ultrason incelemesi çoğu zaman gerekli olmaktadır.

     Primer dismenore tedavisi nasıl yapılır?

     Dismenorenin (ağrılı adet görmenin) oluşmasını önlemek mümkün değildir. Ağrı doktorun size tavsiye edeceği ilaçları kullanarak hafifletilebilir. Yine;

      Orta dereceli bölgesel sıcak uygulama iyi gelebilir. Bunun için sıcak banyo ya da ayaklara sıcak uygulama (sıcak bir havlu, termofor) önerilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta sıcak uygulama direkt karına yapılmamalıdır; çünkü karın içerisinde herhangi bir iltihabı reaksiyon varsa bu karın zarına yayılabilir ve oldukça tehlikelidir.

      Her zaman iyi beslenme ve bunun adet kanaması sırasındada sürdürülmesi ağrıyı azaltama da etkilidir. Eğer kişide adet kanamasından önce baş ağrısı, karında şişlik,...vb problemler oluyorsa adetten 1 hafta önce tuz kısıtlanmasına gidilebilir. Yine doğal idrar yaptırıcı olan maydanoz, ıhlamur, kuşkonmaz gibi besinlerin bu dönemde alınması ödemi(vücutta su toplaması)ve ödemin neden olacağı rahatsızlığı giderir.

      Yine diyette B vitamini ve Mg (magnezyum)'dan zengin besinlerin alınması bu dönemde oluşan rahatsızlıkları ve ağrıyı gidermede yardımcı olur.

     B Vitamininden zengin yiyecekler:

      Et, balık, karaciğer, kurubaklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, diğer sebzeler... Mg(magnezyum)'dan Zengin Yiyecekler:

      Yağlı tohumlar(fındık, fıstık, susam...vb.), koyu yeşil yapraklı sebzeler, öğütülmemiş tahıllar(kepekli ekmek)

      Ağrıyı gidermede kullanılan bir diğer yöntem düzenli egzersizdir. Kas tonüsünü güçlendirici egzersizler ve nefes egzersizleri dismeonoreyi kontrol eder. Menstrual problemleri önlemek ve kas tonusunu artırmak için yüzme önerilen bir egzersizdir. Bunun yanında kişinin ev ortamında yapacağı hafif egzersizlerde ağrıyı azaltmada yardımcıdır.

      Masajda ağrıyı azaltmada etkili bir yöntemdir. Ağrıyan bölgenin altına yoğurma tarzında ritmik masaj uygulanırsa ağrının algılanması azaltılabilir.

      Düzenli uyku,gerginliği azaltacağından ağrıyı kontrol etmede kullanılır.

      Kişinin kadın olmaya ve adet görmeye ilişkin pozitif tavır takınmasında ağrıyı oluşturabilecek psikolojik etkenleri giderir.

      Psikolojik faktörler primer (1.cil) dismenorenin nedenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu yüzden cinsiyete ilişkin olumlu duyguların sergilenmesi ağrının azaltılması için önemlidir.

     Sekonder dismenore tedavisi nasıldır?

     Nedene yol açan hastalıklar gerekli tıbbi ve cerrahi tedavi ile düzeltilir ve tedavi sonunda ağrı azalır veya kaybolur.

     Nasıl önlem alınmalıdır?

     Dismenore alınacak bazı basit önlemler ile bir miktar engellenebilir. Örneğin adet kanaması öncesinde ve esnasında kahve, çay, kola, çikolata gibi kafein içeren gıdalardan uzak durulması, karın bölgesine masaj yapılması, uzun süre ayakta durmaktan ya da yürüyüş yapmaktan kaçınılması şikayetler üzerinde olumlu etki yaratır. Aşırı yorgun, sinirli kişilerde adet sancısı daha fazla görülür. Bu nedenle kanama esnasında dinlenmek son derece önemlidir. Yine kabızlığı olanlar bu sancıları daha şiddetli yaşarlar. Lifli gıdaların bol tüketilmesi kabızlığı önler. Bol miktarda su içilmesi, sigaradan uzak durulması, fazla miktarda alkol tüketilmemesi gibi basit ve kısa süreli önlemler ile sancılı adet kanamaları biraz daha rahat geçirilebilir.

ANORMAL VAJİNAL KANAMALAR


     Neden oluşur?

     Her kadın zaman zaman adet düzeninde sapmalar, gecikmeler ya da ara kanamalar yaşayabilir. Normal insan hayatında yaşanılan stresler, sıkıntılar, ani kilo değişiklikleri, spor, üzüntüler gibi pek çok faktör adet düzenini etkileyebilir ve adeta bir saat gibi işleyen bu mekanizmada sapmalara neden olabilir. Adet düzenindeki sapmaların hiçbir türlüsü normal değildir ve araştırılması gerekir. Çünkü kadın üreme sistemindeki hemen hemen bütün patolojilerin en sık verdiği belirti adet düzensizlikleridir. Her adet düzensizliği anormal olmasına rağmen her zaman bir patolojiyi, kisti, myomu ya da en korkuncu kanseri işaret etmez. Altta yatan anatomik bir patoloji olmadığı halde normal adet düzeninde meydana gelen anormal kanamalara disfonksiyonel uterin kanama (DUK) adı verilir.Burada önemli olan nokta kanama bozukluğunu açıklayacak organik bir lezyonun ( oluşum ) bulunmamasıdır.

     Kliniği Nasıl Seyreder?

     Disfonksiyonel kanamalar adet kanamasının ritminin, miktarının ya da her ikisinin birden bozulması ile belirgindir. Genelde beyin-hipofiz-yumurtalık üçgenindeki hormonal dengenin bozulmasından kaynaklanır. Beyinden salgılanan gonadotropin adı verilen hormonların salgılanma bozuklukları ya da uyumsuzlukları altta yatan ana nedendir. Bu durum yumurtlama bozukluklarına neden olarak östrojen ve progesteron arasındaki dengenin de bozulmasına yol açar. Neticede disfonksiyonel uterin kanamalar, endometrial hiperplazi, over kistleri gibi hastalıklar ortaya çıkabilir.

     Klinik olarak kanamanın patternine göre isimlendirilirler. Buna göre
     Amenore 3 ya da daha fazla adet dönemi için gereken sürede hiç adet görmemek
     Oligomenore 35 günden daha seyrek olan kanamalar
     Polimenore 21 günden daha sık olan kanamalar
     Hipomenore Adet kanamasının miktarının az olması
     Hipermenore Adet kanamasının miktarının fazla olması
     Menoraji Adet kanamasının süresinin uzaması
     Metroraji Ara kanamaların olması
     Menometroraji Düzensiz aralıklarla fazla miktarda kanama olması
     Ovulasyon kanaması Siklus ortasında görülen hafif kanama
     Spotting Lekelenme

     Düzensiz kanamalar jinekolojik şikayetlerin yaklaşık %10'unu meydana getirir.En sık ergenlik başlangıcında ve menopoza yakın dönemde görülür.

     Düzensiz kanamalar yumurtlamanın olduğu (ovulatuar) ve olmadığı (anovulatuar) olarak kabaca 2 ye ayrılır. Düzensiz kanamaların yaklaşık %90'ı anovulatuardır. Yani herhangi bir nedene bağlı olarak o adet siklusunda yumurtlama olmamıştır.

     Ovulatuar ( yumurta hücresi olan ) Kanamalar

     Genelde üreme çağındaki kadınlarda görülür. Göreceli olarak FSH eksikliği nedeni ile yumurta gelişimi gecikir ve çatlama geç oluşur. Bunun sonucunda kişide oligomenore görülür. Eğer yumurta hücresinin FSH'a duyarlılığı artmış ise bu kez yumurta hücresi vaktinden önce gelişir ve çatlar neticede polimenore ortaya çıkar.Adet ortası da yumurtlama döneminde denk gelen kanama da bu sınıfta değerlendirilir.

     Anovülatuar ( yumurta hücresi olmayan ) Kanamalar

     Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması sonucu buradan östrojen hormonu salgılanmaya devam eder. Bu etki ile rahim iç zarı olan endometrium kalınlaşmaya devam eder. Yumurtlama olmadığı için progesteron dolaşıma yeterli kadar salınamaz ve kalınlaşmaya başlayan endometrium bir süre sonra kırılır ve kanama ortaya çıkar. Anovülatuar sikluslar ilk adet kanamasından sonraki ergenliğe geçiş döneminde, polikistik over hastalığında, menopoz öncesi dönemde, emzirme dönemlerinde ve şişman hastalarda sık rastlanılan bir durumdur.

     Hormonal etkiler

     Endometrium sürekli yenilenen ve her ay değişim gösteren bir dokudur. Bu doku östrojen ve progesteron adlı hormonlara karşı çok hassastır. Endometriumu etkileyecek organik bir patoloji olmadan östrojen ve progesteronun düzensiz ve değişik düzeylerdeki etkileri düzensiz kanamalara yani disfonksiyonel uterin kanamaya neden olur. Bu tür kanamalar oluş mekanizmasına göre 5 başlık altında toplanırlar:

     1.Östrojen çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmakta olan endometriumda östrojenin aniden ortadan çekilmesi ile meydana gelen endometrium dökülmesi ve görülen kanamadır. Bu kanama türünde progesteronun bir etkisi yoktur. Dışarıdan verilen östrojenin kesilmesi ya da ameliyat ile her iki yumurtalığın alındığı durumlarda görülür. Pratikte pek sık karşılaşılan bir tablo değildir.

     2.Östrojen kırılma kanaması: Östrojenle sürekli uyarılmakta olan endometriumda östrojene olan cevap endometriumun her alanında aynı ve eşit değildir. Östrojen uyarısı devam ettikçe fazla gelişmiş ve kalınlaşmış kısımlarda kanlanma ve dolayısı ile beslenme bozuklukları başlar ve bu kısımlar dökülerek kanamaya neden olur. Anovülasyonda ortaya çıkan kanama bzoukluklarının mekanizması budur, dolayısı ile disfonksiyonel uterin kanamaların altında yatan en önemli mekanizma da östrojn kırılma kanamasıdır.

     3.Progesteron çekilme kanaması: Östrojenle uyarılmış ve kalınlaşmış endometrium yumurtlamadan sonra progesteronun etkisi altına girer ve artık kalınlaşmaz. Progesteron ortamdan çekildiğinde ise endometrium üzerindeki destek ortadan kalkar ve tüm fonksiyonel endometrium dökülerek kanamaya neden olur. Normal adet kanamaları ve doğum kontrol hapı kullanırken ilaç bittikten sonra görülen kanama bu türdedir.

     4.Progesteron kırılma kanaması: Progesteron düzeyi endometrium kalınlığını korumaya yetmez ve kanamaya yol açar.

     5.Atrofi kanaması: Östrojen ve progesteronun ortamda yeterli miktarlarda bulunmamasına bağlı olan kanamalardır. Menopoz sonrası dönemde görülürler.

     Tanısı nasıl konur?

     Anormal vajinal kanama olan hastalarda altta yatan organik bir lezyonun bulunamaması ile tanı konur.Ayırıcı tanıda myomlar, endometrium iltihabı, spiral, dışarıdan verilen ilaç ve hormonlar, gebelik, düşükler, dış gebelik, habis tümörler, kan hastalıkları, karaciğer hastalıkları düşünülmelidir.

     Tedavisinde neler yapılır?

     Tedavide amaç kanamanın durdurulması ve yeniden tekrar etmesinin engellenmesidir. Bu amaçla değişik hormon kombinasyonları kullanılır. 35 yaş üzeri kanamalar durdurulamıyorsa cerrahi müdahale gerekebilir. Bazen genç hastalarda da akut kanamayı durdurmak için kürtaj gerekli olabilir.

DIŞ GEBELİK


     Sperm hücresi ile döllenmiş yumurtanın rahim dışında başka bir dokuya yerleşip orada gelişmesidir. Dış gebeliğin en çok yerleştiği yer kadının fallop kanallarıdır (tüpler). Bunun dışında yumurtalıkta (ovarian gebelik), karın içerisinde (abdominal gebelik), rahim ağzında (servikal gebelik) da olabilmektedir. Ayrıca rahim içerisinde normal bir gebelikle birlikte dış gebelik görülmesine heterotopik gebelik denir. Bu durum ortalama 10000 de 1 görülür.

     Belirtiler nelerdir?

     Dış gebeliğin henüz tüpte hasara yol açmadığı, karın içine kanamanın olmadığı erken dönemdeki yakınmalar çok belirgin değildir. Hiç bir yakınma da olmayabilir. Bununla birlikte alt karın bölgesinde ağrı, kasıkta tek taraflı ağrı, adet gecikmesi, genellikle lekelenme tarzında olan Vajinal kanama, göğüslerde hassasiyet ve bulantı hissi sıklıkla rastlanılan şikayetlerdir. Dış gebelik tanı konmadan önce karın içine kanamaya başlamışsa bu bulgulara ilaveten, alt karın bölgesinde ani-keskin-şiddetli bir ağrı, tansiyon düşmesine bağlı baygınlık hissi (ve bazı durumlarda omuz ağrısı) belirginleşir.

     Dış gebelik belirtileri genel olarak:

      Karın veya kasık ağrısı
      Adet gecikmesi
      Vajinal kanama
      Tansiyon düşüklüğü
      Çarpıntı
      Ateş'tir.

     Akılda tutulmalıdır ki, bu belirtilerin her zaman tümünü bir arada görmek mümkün değildir

     Dış gebeliğe neden olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz:

           Geçirilmiş, yumurtalık ve yumurtalık yolu iltihapları.
      Önceki kürtaj, doğum veya ameliyatlara (apandisit gibi) bağlı olarak karın içinde oluşan yapışıklıklar.
      Yumurtalık yollarındaki doğumsal şekil bozuklukları.
      Önceki gebeliğin dış gebelik olması.
      , yumurtalık yollarına yapılmış cerrahi girişimler.
      Yumurtalık veya yumurtalık yollarına ait tümörler.
      Geçirilmiş sezaryen ameliyatı.
      Yumurtalık yollarının hareketlerini bozan hormonal faktörler. Endometriozis.
      Tüp bebek tedavileri.
      Hatalı uygulanan doğum kontrol metotları.

     Dış gebelik nedeniyle olan ölümler, elimizdeki tanı araçlarının gelişimiyle paralel olarak giderek azalmaktadır. Buna rağmen, bugün Amerika' da yapılan en son istatistikler, anne ölümleri içerisinde dış gebelik nedeniyle olan ölümlerin, 2. sırada olduğunu göstermektedir.

     Bulgular

     1)Ağrı : Vakaların tamamında kas veya alt karın ağrısı vardır.
     2)Kanama : Anormal kanama vakaların % 75'inde vardır.
     3)Adet Görmeme
     4)Bayılma
     5)Omuz Ağrısı : Bir iç kanamanın belirtisidir ve aciliyeti gösterir.
     6)Hasta çevrildiğinde abdominal (karın) bölgedeki hassasiyet değişmez.
     7)Ateş nadir bir bulgudur.
     8)Kasık ve karın bölgesinde duyarlılık
     9)Hastaların yarısından fazlasında kitle elle tespit edilebilir.

     Dış Gebelik Tedavisi

     Hasta çok erken dönemlerde yakalanmışsa, ilaç tedavisi denenebilir. Ancak genellikle hastalar daha geç dönemlerde başvurur, bu nedenle cerrahi tedavi uygulanır. Hastanın hayati tehlikesi yoksa ve dış gebelik rüptüre olmamışsa yani patlamamışsa, laparoskopik (karında açılan bir delikten sokulan aletler ile iç ortam aydınlatılarak, optik sistemler altında) olarak, aksi halde laparatomi ile yani karın açılarak cerrahi müdahale yapılır. Mümkün olduğunca hastanın üretkenliğini koruyacak şekilde, gebelik ürünü ve yerleşmiş olduğu hasarlı bölge çıkarılır.

ENDOMETRİOZİS


     Rahim (uterus) içerisinde yer alan; her ay gebeliğe ev sahipliği yapacak şekilde hazırlanan ve gebelik olmadığı zaman yeterli hormon desteğinden yoksun kalması nedeniyle adet (menstruasyon) kanaması halinde dökülen özel hücre tabakası "endometrium" olarak adlandırılmaktadır. Bu hücre tabakası vücutta sadece rahim içerisinde yer almaktadır. Bu hücrelerin vücutta rahim dışında başka bir alanda yer alması "endometriozis" hastalığı olarak adlandırılır. Bu durum en sık olarak yumurtalıklarda, rahim arkası boşlukta (Douglas boşluğu), vajen ile barsağın son bölümü arasında, barsakların yüzeyinde, tüplerin üzerinde veya çevresinde, rahmi tutan bağların ve mesanenin üzerinde veya karın zarı yüzeylerinde, cerrahi yaralarda, dikişli doğum esnasında açılan kesilerde, çok nadir olarak da göbek deliği ,burun zarı gibi uzak organlarda görülür. En sık görüldüğü yer %75 oranıyla yumurtalıklardır.

     Rahim iç tabakası adet döngüsünün seyrinde her ay kalınlaşan ve belli bir süre sonucunda kanamasıyla vücut dışına atılan bir dokudur. Rahim iç tabakası rahim yüzeyi dışında bir yere yerleştiğinde yine adet döngüsüyle birlikte kalınlaşma gerçekleşir ve yine kanamayla bu doku uzaklaştırılmaya çalışılır. Endometriozis hastalığının yerleştiği dokular vajinayla dış ortama açılan rahimin aksine kapalı sistemlerdir ve kanama bu kapalı sitemin içine (genellikle karın boşluğuna olur veya yumurtalık dokusu içine olur ki bu ilerleyen süre içinde burada endometrioma diğer adıyla çikolata kisti adı verilen yumurtalık kistlerine neden olur.) olur. Bu oluşan iç kanamalar iç bölgelerde yapışıklıklara neden olur ve buna bağlı belirtiler meydana gelir. Bu iç kanama miktarı çok az miktarda oluştuğundan hayati tehlike taşımaz.

     Kimlerde sık görülür?

     Endometriozis üreme çağındaki kadınların hastalığı olarak kabul edilir. Hiç şikayeti olmayan ve başka bir nedenle değerlendirilen bir kadında saptanabilir. Tüm kadınların %3-5'inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerin %40'ında saptanmaktadır. Birinci derece akrabalarından birinde endometriozis saptanmış bir kadında hastalığın görülme olasılığı yaklaşık 7 kat daha fazladır. Endometriozis çok nadir olarak menopozdaki kadınlardan ve çok geç hastalarında görülmektedir. Hatta literatürde erkelerde de görülebildiği bildirilmiştir.

     Neden oluşur?

     Hangi faktörlere sebep olduğu tam olarak bilinmemektedir. Nedeni açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülmektedir. En fazla kabul gören iki görüş genetik olarak yatkınlığı bulunan kadınlarda, karın içerisinde yer alan belirli yüzeylerde veya dokularda hücrelerin yapısal değişikliği uğraması ve rahim iç tabakası gibi davranmasıdır; diğer ise rahim iç tabakasının (endometrium) fallop tüplerinden karın içine taşınmasıyla oluşur ki bu teoriye retrograd mesturasyon teorisi denir. (olabilmesi daha mümkün ve mantıklı olan teoridir.)

     Nasıl belirti verir?

     Endometriozis hastalarında en sık karşılaşılan şikayet adetlerin aşırı derecede ağrılı olmasıdır. Ağrının şiddetinde giderek artan bir düzen izlenir. Ağrının nedeni endometriozis odaklarında salgılanan prostoglandin adı verilen bazı maddelerin etkisiyle rahimde ortaya çıkan kasılmalardır. Ancak ağrının şiddeti ile hastalığın derecesi arasında bir ilişki yoktur. Hafif derecede bir endometriozis şiddeti ağrılara neden olabileceği gibi ileri derecede bir endometriozis olgusunda çok hafif adet sancısı görülebilir hatta hiç bir ağrı olmayabilir. Bununla beraber sancıların daha erken başlaması ve daha uzun sürmesi hastalığın evresinin ilerlediğine işaret edebilir. Ağrı tipik olarak adetten birkaç gün önce başlar ve adet kanaması ile birlikte en üst düzeye ulaşır ve kanama boyunca devam eder. Hatta zaman zaman bu ağrılar ağrı kesici ilaçlara cevap vermeyebilir. Adet sancısı dışında endometriozisde kronik kasık ağrıları ve bel ağrıları da olabilir. Bu ağrılar bacaklara doğru da yayılım gösterebilir.

     Endometriozis, cinsel ilişki sırasında ağrıya neden olabilir. Bu duruma endometriozis hastaların çoğunda kanama bozukluğuna rastlanmaz. Ancak adet öncesi görülen kahverengi lekelenme şeklinde kanamalar endometriozis için tipiktir.

     Endometriozis hastaların büyük kısmı çocuk sahibi olamama nedeni ile doktora müracaat ederler. Genel olarak kısırlık şikayeti bulunan kadınların yaklaşık %10-20 sinde değişik düzeylerde endometriozis bulunmaktadır. Endometriozis ve kısırlık arasındaki ilişki tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Özellikle hafif ve orta derecede endometriozisin kısırlığa neden olup olmadığı tartışmalıdır. Bununla beraber en sık kabul gören teori endometriozisin pelvis boşluğu içinde bir tür inflamasyona neden olarak bazı maddelerin salınımına yol açtığı ve bu maddelerin ve follikül ve yumurta gelişimi üzerinde olumsuz etkilerin olduğudur. Karın zarında salgılanan bu maddelerin yumurta ve sperm bilerleşmesi, tubal fonksiyon ve hatta döllenmiş yumurtanın endometriuma implante olması üzerinde de olumsuz etkilerinin olabileceği ileri sürülmektedir. Bir başka düşünceye göre ise hafif derecede endometriozis kısırlığa neden olmamaktadır. Bu hastalarda kısırlığın ana nedeni kötü sperm kalitesi ovülasyon bozukluğu gibi bilinen başka bir patoloji ya da açıklanamayan infertilite (kısırlık) olgularında olduğu gibi bilinmeyen nedenleridir. Endometriozis sadece tabloya eşlik eden ek bir patolojidir.

     Öte yandan şiddetli endometriozis kısırlığın bilinen bir nedenidir. Ortaya çıkan yapışıklıklar ve anatomik bozukluklar üreme sisteminin normal fonksiyonunu bozarak fertilizasyon problemlerine neden olurlar. Yapışıklık olmasa bile çikolata kistleri normal ovülasyonu bozarak kısırlığa yol açabilir.

     Neden çikolata kisti: Birikmiş kan kalıntılarının rengi zaman geçtikçe kırmızıdan kahverengine ve siyaha doğru değişim gösterir. Endometrioma yumurtalık dokusu içinde bu eski kanın birikmesiyle oluşur ve bu kistin içinde bulunan görünüm olarak sıvın çikolatayı andırır.

     Endometriozis ile birlikte görünebilen yakınma ve bulgular

      Kronik pelvik ağrı
      Adetlerin sancılı olması (dismenore)
      Kısırlık
      Dış gebelik
      Ağrılı cinsel ilişki (disparonia)
      Bel ağrısı
      Sırt ağrısı
      Bacaklarda ağrı
      Bulantı-kusma
      Karın ağrısı
      Kabızklık ya da ishal
      Makata vuran ağrı
      Kanlı dışkı
      Makadi kanama
      Kuyruk sokumuna doğru ağrı
      İdrarda kan
      İdrar yaparken yanma
      Yan ağrısı
      Sık idrara çıkma
      Adet kanamasıyla eş zamanlı burun kanamaları ya da vücudun çeşitli yerlerinde kanama ve morarmalar.

     Nasıl tanı konur ?

     Endometriozisin tanısı lezyonların direk olarak görülmesi ve patolojik olarak incelenmesi ile konur. Yani kesin tanı için cerrahi şarttır. Öyküde endometriozisden kuşku duyulan hastalarda kısırlık problemi de varsa mutlaka tanısal laparoskopi yapılmalıdır. Laparoskopi sırasında karın zarı, rahim, douglas boşluğu, tüpler gibi tüm pelvis içi oluşumlar gözlenerek küçük endometriozis odaklarının varlığı araştırılırken şiddetli olgularda yapışıklıklar izlenir.

 

     Endometriozis tanısında en önemli tanısal testlerin başında ultrasonografi gelir. Ancak ultrasonografi yumurtalıklarda yerleşmiş çikolata kistlerinin tanınmasında yararlıyken pelvik endometriozis hakkında bilgi vermede yetersizdir. Yumurtalık içinde derinde yerleşmiş endometriomalar laparoskopide gözden kaçabilir ancak bu kitleler dikkatli bir ultrasonografik inceleme ile kolaylıkla fark edilebilir.

     Ultrasonografi incelemesinde endometriomalardan kuşku duyulan olgularda kanda Ca-125 adı verilen bir markerın bakılması sonucu tanının desteklenmesi açısından önemlidir. Yumurtalıktan köken alan bazı kanserlerde salgılanan bu tümör belirteci endometriozis varlığında da artmaktadır ancak kan düzeyi habis hastalıklarda olduğu kadar yükselmemektedir.

     Evreleri

     Endometriozis hastalığının yerleştiği bölge, yayılımı, derinliği ve büyüklüğüne göre evrelendirilir. Evre 1 minimal hastalığı, evre 2 hafif, evre 3 orta ve evre 4 ise şiddetli endometriozisi ifade eder. Hastalığın evresi ile yarattığı şikayetler arasında direkt bağlantı yoktur.

     Nasıl tedavi edilir?

     Endometriozisin kesin kalıcı tedavisi yoktur. Uygulanan tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırmaktır. Bu amaçla tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanabilir. Tıbbi tedaviler endometriozisin östrojene bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşumunu engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavilerde amaç bu iki doğal durumu taklit etmektir. Her iki durumda da endometrium üzerindeki östrojen etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan endometrial dokunun da baskılanması beklenir.

     Gebelikte görülen hormonal durumu taklit etmek için doğum kontrol hapları kullanılırken, menepozu taklit etmek amacıyla danazol ya da GnRH analoğu adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır. 3-6 ay süren bu tedavide kan östrojen düzeyi doğal menopozda olduğu gibi düşük seviyelere inmektedir. Genellikle ayda bir kez yapılan enjeksiyonlar şeklinde uygulanan GnRH analog tedavisi oldukça pahalı bir tedavi şeklidir. GnRH anaolgları uzun süreli kullanımda kemik erimesi, ateş basması gibi menopoz sonrası görülen yakınmalara neden olabileceğinden östrojen içeren ilaçlar ile birlikte verilebilir. Add-back tedavi adı verilen bu durun tezat gibi görülebilir. Ancak amaç kan östrojen düzeyini endometriozisi baskılayacak kadar düşük ve kemik erimesine neden olmayacak kadar yüksek bir aralıkta tutmaktır.

     Yapılan çalışmalar endometriozisde uygulanan tıbbi tedavilerin ağrıyı gidermede etkili olduğu ancak infertilite üzerinde olumlu bir etkisinin olmadığının göstermektedir. Bu nedenle kısırlık nedeni ile başvuran hastalarda tıbbi tedavi önerilmez.

     Şiddetli endometriozis olgularında tercih edilmesi gereken tedavi yaklaşımı cerrahidir. Özellikle laparoskopik cerrahi tekniklerde yaşanan gelişmeler bu hastaların etkili bir şeklide tedavi edilmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin; çikolata kisti çıkartılan hastaların %50'si 6 ay içinde tedaviye gerek kalmadan hamile kalmaktadır. Anatomik düzenin yeniden sağlanması hem ağrının giderilmesinde hem de üreme potansiyelinin arttırılmasında son derece önemlidir.

     Yardımcı üreme teknikleri:

     Kısırlık nedeniyle tedavi edilen bir kadın cerrahi sonrası 6 ay içinde kendiliğinde hamile kalamamış ise bir sonraki seçenek yardımcı üreme teknikleridir. Eğer tüpler açık ise aşılama denenebilir. Aşılamanın da başarısız olduğu durumlarda ise son alternatif tüp bebek uygulanmadır. Bu grup hastalarda özellikle büyük çikolata kisti çıkarılmış ise yumurtalıkların rezervinde bir azalma beklenebilir. Ayrıca bilinmeyen bazı nedenlerden dolayı bu endometriozis olgularında döllenme oranlarında düşüklük görülebilmektedir.

İDRAR KAÇIRMA


     Tüm dünyada yaygın olan idrar kaçırma sorunu, ülkemizde de birçok kadının çözüm aradığı bir konu olmaya devam ediyor. Her geçen yıl tıp dünyasında yeni yöntemlerin uygulanmaya başlaması, bu konuda problemli olan kadınların da yüzünü güldürüyor.

     Kadınlarda özellikle gündüz ve uyanıkken istem dışında idrar kaçırma bu başlık altında değerlendirilmektedir. Tanımda idrar kaçırmanın miktarı yoktur; çünkü hijyenik pet kullanmak zorunda olmasına rağmen yakınmayan kadınların yanında, damlama şeklinde ve seyrek idrar kaçırmalarını bile büyük bir sorun olarak gören kadınlar da vardır. İdrar kaçırmanın hastalık boyutu kadının sosyal durumuna sıkı sıkıya bağlıdır. Kırsal kesimde sorun yaşlanmaya bağlı doğal bir problem gibi görülerek doktora başvurulmazken, kentlerde ve özellikle çalışan kadınlarda idrar kaçırma derin depresyon, yalnızlık duygusu ve sosyal ilişkilerde daralmaya (idrar kokusu, ıslaklık hissi) yol açarak daha erken dönemlerde tedavi için doktora başvurmaya neden olmaktadır.

     İdrar Kaçırma Nedir?

     İdrar kaçırma, 30 yaşın üzerinde ki her dört kadından birinde görülebilen oldukça yaygın ve ciddi bir sorundur. Özellikle menopoz sonrası dönemde ve çok doğum yapmış kadınlarda, bazen hiç doğum yapmamış genç kızlarda dahi görülebilen idrar kaçırma rahatsızlığına tıpta "inkontinans" denmektedir. Yapılan araştırmalarda kadınların % 25'i hayatlarının herhangi bir döneminde idrar kaçırma sorunu ile karşı karşıya kalmaktadırlar.Kadınların ömürlerinin uzaması ile sorun daha da büyümektedir.

     İdrar kaçırma öksürme, hapşırma veya gülme gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda ortaya çıkabileceği gibi daha az eforla da meydana gelebilir.

     İdrar kaçırma rahatsızlığının en kötü yanı ise "başım ağrıyor" der gibi rahat konuşulamamasıdır. İdrar kaçırma çoğu zaman saklanan, utanılan veya yaşlanma ile doğal olarak ortaya çıkan bir durum olarak algılanmaktadır

     Toplumdaki yaygınlığına paralel olarak, arkadaş toplantıları gibi sosyal ortamlarda kişiler arasındaki sohbetler esnasında kulak misafiri olunan yanlış bilgiler (örneğin: doğum ve özellikle de birden fazla doğum yapan kadınlarda, doğal olarak bir miktar idrar kaçırma şikayeti olur! gibi) hastaların bu durumu doğal kabul etmesiyle sonuçlanmaktadır. Ancak kısa bir süre sonra bu kişilerde, idrar kokusu ve bu şikayete bağlı rahat hareket edebilme özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle sosyal hayat kısıtlanmaktadır. Hatta hastalar, insan içine çıkamayacak hale gelebilmekte veya bilinçaltı etkilerle istemli olarak toplumdan kendilerini soyutlamaktadırlar.

     İdrarımızı nasıl yaparız?

     İnsanlar idrar tutamayarak doğar ve toplumsal kurallara uyabilmek için aşağı idrar yollarını kontrol etmeyi öğrenir. Aşağı idrar yollarının istemli kontrolü, beyin kabuğu, beyin sapı, omurilik ve mesane adalesi arasındaki sistemlerin birbiriyle devamlılık gösteren bir çalışma düzeni içinde sağlanır. Özetle işeme, omurilik kaynaklı bir refleks ve beyin kontrolünden ibarettir.

     İdrar kaçırmanın çeşitleri var mıdır?

     İdrar kaçırma başlıca 3 ana grupta incelenir
     Stress inkontinans (İdrar kaçırma):Kas, sinir güçsüzlüğüne bağlı
     Acil İdrar Yapma Gereksinimi: İdrar kesesinin kontrol edilemeyen otomatik kasılması
     Karışık tip:Her iki durumun da varlığı

     Stress inkontinans (İdrar kaçırma)

     Daha çok doğum yapmış kadınlarda görülür. Kasık adalelerinin veya sinirlerinin doğum sırasında zedelenmesi sonucu, idrar kesesi boynu öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma, yük taşıma, cinsel ilişki sırasında yer değiştirerek veya kapanamayarak karın içinde artan basınçla hasta idrar kaçırır.

     Acil İdrar Yapma Gereksinimi

     Genellikle daha ileri yaşlarda görülmesine rağmen, idrar kesesinin tahriş olduğu durumlarda (iltihap, taş, tümör, vb) her zaman ortaya çıkabilir. Bu hastalarda küçükken gece yatağa işeme, gece uykudan uyanarak idrar yapma, gündüz çok idrara çıkma daha sıktır. Su sesi ile idrar hissi veya sıkışma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konuşma, hapşırma,öksürme, yük kaldırma, cinsel aktivite gibi) ile de tetiği çekilebilen, ansızın idrar yapma hissi duyarak tuvalete koşan hasta tuvalet kapısında idrarını tutamayıp kaçırır.

     Karışık tip

     Yukarıda bahsedilen her iki durum aynı hastada birlikte vardır.

     Hastalık nasıl başlar?

     Özellikle sık doğum yapan kadınlarda, rahim ve idrar kesesinin sarkmasını önleyen kasların zayıflaması sonucu şikayetleri de artmaktadır. Bu durumda, kadınların idrar kaçırmasını önleyen en önemli mekanizmalardan biri olan idrar kesesi ve idrar kesesi boynu arasındaki açı bozulmakta, bu da hastanın karın içi basıncını arttıran çok hafif bir efor da bile idrarını tutamamasına neden olmaktadır. Öksürürken, hapşırırken, merdiven çıkarken hatta gülerken bile bu sorun yaşanabilmektedir

     Bir araştırmada idrar kaçırması olan kadınların %70'i doktora başka nedenlerle başvurduğunda yapılan muayene ve öykü alma sonucu idrar kaçırmanın varlığının tespit edildiği görülmüştür. Hastalar doktora gitmeye çekinmekte ancak mecbur olduklarında gitmektedir. Çoğu hasta doktor sormaz ise gizli dertlerini söyleyememektedir. Pek çok hasta ameliyat olmak istemediği için idrar kaçırmanın sosyal sorunlarına katlanmakta, bazı hastalar derin depresyona girebilmektedir. Ameliyat olan hastaların bir süre sonra tekrar idrar kaçırmaya başlaması, diğer hastaların ameliyattan kaçmalarına ve idrar kaçırarak yaşamalarına neden olmaktadır.

     Nasıl teşhis edilir?

     Tanı konması kolaydır ve nedene bağlı olarak çoğunlukla tedavi edilebilir. Hasta ve ailesinin doktora karşı açık ve dürüst davranması önemlidir. Hastanın idrar kaçırmasının şekli öğrenilir. Öksürürken, aksırırken veya ağır kaldırırken ara ara bir miktar idrar kaçırılıyor mu, idrar sıkıştırdığı zaman tuvalete yetişilemediği takdirde idrar kaçırtacak kadar güçlü oluyor mu, tuvalete yetişememekten ötürü idrar kaçırıldığı oldu mu, gündüzleri ne sıklıkla idrar yapılıyor, idrar yapmak için uykudan kaç kez uyanılıyor, son yıl içinde yatağa idrar kaçırıldı mı, giysileri idrardan korumak için ped kullanılıyor mu?

     Hasta değerlendirmesinde ikinci aşama; idrar kaçırma şikayeti olan hastanın fiziksel muayenesi ve aşağı idrar yollarını etkileyebilecek genel tıbbi sorunların (kronik akciğer hastalığı, felç, parkinson, diabet...) araştırılmasıdır.

     Bu işlemlerden sonra hastanın idrar tahlili, iltihap açısından idrar kültürleri yapılır. Bu tetkiklerde anormal bulgu tespit edilirse uygun tedavi yapılır. Daha sonra hastanın idrar kaçırmasını gözlemek için idrar kesesine bir miktar sıvı verilerek veya sıkışması beklenerek ıkındırma ile idrar kaçırma gözle görülmeye çalışılır. İdrar kaçırmanın varlığını veya miktarını tespit edebilmek için ped test yapılabilir. Hasta bu test için 24 saatlik bir zaman içerisinde değiştirdiği pedleri getirir. Pedlerin kuru ve ıslak ağırlıkları arasındaki fark hesaplanarak kaçırmanın varlığı ve miktarı tespit edilmeye çalışılır. Özellikle daha önce idrar kaçırma ameliyatı olmasına rağmen idrar kaçırmaya devam eden hastalar ve ameliyat yapılacak hastalarda daha ayrıntılı bir inceleme olan Ürodinami yapılır. Ürodinami son derece karmaşık ve pahalı bir test olması nedeniyle her hastaya uygulanması doğru değildir. Muayene ve hastalık öyküsünden faydalanılarak bazı tedaviler denenip sonuca göre ürodinami veya operasyona karar verilebilir.

     Nasıl Tedavi edilir?

     Cerrahi olmayan tedavi: Amaç, istemsiz idrar kaçırmaya katılan faktörlerin düzeltilmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım; problemi kötüleştiren faktörlerin azaltılması (örneğin kabızlık, şişmanlık, sigara kullanımı, aşırı sıvı alımının kısıtlanması) ve artmış karın içi basıncını dengelemek için hastanın pelvis tabanı yeteneğini arttırmaya yönelik kaslar ile kadınlık hormonu durumunun düzeltilmesini kapsar.

     Kegel egzersizleri:Pelvis, tıpta leğen kemiklerimiz arasında kalan anatomik bölgedir. Doğumda, bebeğin takip edeceği yol burasıdır. Bu bölgede organlar ve çok sayıda kaslar vardır. Pelvis tabanını oluşturan kasların eğitilmesi, bu egzersizleri tanımlayan Dr. Kegel' in adı ile anılır. Pelvisin tabanını oluşturan kaslar, leğen kemikleri arasında kurulmuş bir hamak gibidir ve pelvis içindeki organları taşır. Bu kasların eğitimi idrar yaparken, bu bölge kaslarının sıkılması ile idrar akımının durdurulması ve bir süre tutulması ile sonra tekrar gevşetilmesi ile başlar.

     Bu işlemi yaparken hangi kasların kasılmasının bu etkiyi sağladığı anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu kas grupları öğrenildikten sonra, gün boyu 200 kere kasılması ve gevşetilmelidir.

     Kegel, egzersizlerinin değişik versiyonları vardır. Örneğin kasların kasılmasını, bir asansörün her katta durması gibi aşama aşama arttırmak ve sonra da gevşetmek. Bir başka yöntemde de, bu kaslar tüm güç ile kasılır ve bir süre tutulur. Sonra da, tam aksi bir güçle sanki bu kasları dışarı atacak gibi güç vermek de bir yöntemdir.

     Önerilen bir başka yöntemde ayakta veya otururken bacaklar hafifçe aralanır. Pelvis kasları yavaş yavaş kasılarak en üst düzeye çıkılır. Sonra gevşetilir.

     Yavaş Yükseltmek: Kasları yavaş yavaş kasın ve yükseltin. 5 saniye tutun. Sonra serbest bırakın. 5 kez üst üste deneyin.

     Hızlı Yükseltmek: Şimdi hızla kasları kasın ve hemen gevşetin. Bu hareketi 5 kez yapın.

     5 yavaş, 5 hızlı hareket günde en az 5 kere yapılmalıdır. Hamilelik süresincede en az 3 kez yapılmalıdır ve doğum sonrası da minimum 10 kez yapılmalıdır.

     Yapılan çalışmalar ile Kegel egzersizlerin;
      Vaginal yolla olacak doğumların kolaylaştığı, bu bölgenin doğumdan daha az etkilendiği.
      Özellikle doğum sonrası sık olarak görülen öksürmek, aksırmak, gülmek ile idrar kaçırmayı engeller.
      Seksüel ilişkilerde alınan zevki, her iki eş içinde arttırır.

     İlaçla tedavi :

     Konunun uzmanı hekimler tarafından mesaneye gevşetici ilaçların kullanımı uygun vakalarda yarar sağlamaktadır.

     Cerrahi tedavi :

     Gerçek stress inkontinansın asıl tedavisi, cerrahi yöntemlerdir. Bu amaçla günümüzde uygulanan çeşitli ameliyat tipleri vardır.

     Tedavide elde edilen başarı yüzdesi nedir?

     Hastalar genel sağlık durumları ve eşlik eden diğer pelvik sorunlar dahil tüm yönleriyle bireysel olarak değerlendirilip, idrar kaçırmaya neden olan etkenlerin düzeltilmesine yönelik en uygun tedavi yöntemi seçilmelidir. Bu şekilde değerlendirilerek seçilmiş vakalarda cerrahi tedavideki başarı oranları yüzde 60-90'lara ulaşmaktadır.

MOL GEBELİK (=Mol Hidatiform, Molar gebelik)


     Mol gebeliği, halk arasında bilinen adıyla "Üzüm Gebeliği", erken gebelik döneminde rastlanan, gebelik ürününün sağlıklı gelişiminin aksadığı bir hastalıktır. Aslında plasentanın anormal gelişimidir ve rahim içinde üzüm tanesi şeklinde bol miktarda oluşumlar içermesiyle karakterizedir.

     Mol gebeliğin iki türü vardır: Komplet ve parsiyel (inkomplet):

     A)Komplet (tam) Mol: Gebelik sadece plasental dokulardan oluşmuştur. Bebeğe ait hiçbir doku yoktur. Bu durum, çekirdeksiz bir yumurtanın spermle döllenmesi sonucu oluşur. Yumurtanın çekirdeksiz olması nedeniyle bebek gelişimi olmaz ancak bebeğe ait eklerden plasenta gelişmeye devam eder. Plasental yapılardan salgılanan bhCG hormonu nedeniyle hastada gebelik belirtileri bulunur. Bu form, mol gebeliğin daha sık gözlenen şeklidir. Belirtileri gebeliğin erken döneminde ortaya çıkar.

     B)Parsiyel (kısmi) Mol: Anormal plasental gelişimin yanı sıra bebeğe ait yapılar da mevcuttur. Normal bir yumurta hücresinin iki spermle döllenmesi söz konusudur. Her ne kadar bebek oluşmuş ise de genetik olarak fazla kromozomu olan bebeğin yaşama şansı yoktur. İçeri giren iki sperm (23+23= 46) ve yumurta hücresi (23) kromozomları birleşince ortaya genetik şifre bozukluğu olan 69 kromozomlu bir gebelik materyali çıkmıştır (Normal insanda 46 kromozom bulunur).

     Risk Faktörleri:

     Anne yaşının artması ile görülme sıklığı artar. Sosyoekonomik seviyesi düşük ve kötü beslenen kadınlarda daha sık olmaktadır. Görülme oranı 1000 gebelikte 1 olarak bildirilmektedir. Daha önceden mol gebelik geçirmiş olanlarda tekrar mol gebelik geçirme riski 10 kat kadar artar ve %1' e yükselir. İki kez mol gebelik geçirmiş olanlarda risk %10' a yükselir.

     Yakınmalar:

     Hastada gebeliğin tüm belirtileri bulunabilir.

     Adet gecikmesi ilk bulgudur. Yapılan gebelik testleri pozitif çıkacaktır. Mol gebelik genellikle erken gebelik döneminde kanamaya neden olur.

     Gebelik bulantı ve kusmaları daha şiddetlidir. Çünkü bu hastalıkta salgılanan bhCG miktarı, normalin çok üstündedir. Nadiren erken dönemde preeklampsi, hipertiroidi, aşırı tüylenme gibi, diğer hormonların salgılanmasının yol açtığı durumlar ortaya çıkar.

     Gebelerin bir kısmı 'üzüm tanesine benzer parça düşürme' yakınması ile başvurur.

     BhCG(plasentadan salınan bir hormon) yüksekliği nedeniyle bazı hastalarda her iki yumurtalıkta kist oluşumu saptanabilir. Bu kistlerin büyümesi ve hormon salgılaması durumunda ağrı, vücutta tüylenme gibi belirtiler eklenebilir.

     Tüm belirtiler, genellikle, parsiyel molde daha hafiftir ve daha geç dönemde bulgu verir.

     Tedavi :

     Tedavi öncesi, kan testleri yapılır, kan grubu belirlenir, diğer organlara yayılım araştırması yapılır. Akciğer filmi çekilir.

     Hastane şartlarında genel anestezi altında rahim ağzının genişletilmesini takiben rahim içerisinin boşaltılması temel tedavi yöntemidir.

     Takip:

     Mol gebeliği, Gestasyonel Trofoblastik Neoplazi (GTN) olarak adlandırılan bir hastalığa dönüşebilir. GTN, vücudun başka yerlerine de atlayabilen (metastaz) veya rahim içerisinde tekrarlayabilen habis bir hastalıktır

     Hastalar, mol gebeliğin nüks riski nedeniyle sıkı takibe alınırlar. Takip programında 1 yıl süreyle hasta gebe kalmamalıdır. Bu amaçla doğum kontrol hapları idealdir. Başlangıçta kan bhCG seviyeleri normale dönünceye kadar haftalık ölçümler yapılır. (Üç ardışık haftalık takipte bhCG sıfır oluncaya dek haftalık takiplere devam edilmelidir). Akciğer röntgeni çekilir. Haftalık takiplerden sonra 6 ay süreyle aylık, daha sonrada 2 aylık bhCG takibi yapılır.

     1 yıl süreyle 3 ayda bir jinekolojik muayene, ultrason ve kan testleri ile hastalık nüks açısından değerlendirilir. 1 yıl sonunda her şey normalse hastanın gebe kalmasına izin verilir.

     Tüm vücut, çeşitli görüntüleme yöntemleri ile metastaz (yayılım) açısından araştırılır. Hastalığın yaygınlığına, şiddetine göre farklı kemoterapi yöntemleri ile tedaviye başlanır. Kemoterapiye iyi yanıt vermesi ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilmektedir.

MYOMLAR


     Myomlar rahim ve rahim ağzında görülen, rahim yapısında bulunan düz kas dokusundan gelişen selim (iyi huylu) tabiatlı tümöral yapılardır. Burada şunu vurgulamakta fayda vardır ki; tümör kelimesi tüm insanlarda kanser lafını çağrıştırmaktadır. Vücutta ister iyi huylu ister kötü huylu şişliklerin hepsine birden tıbbi olarak tümör yada tümöral yapılar adı verilir. Myomlar bir bezelye tanesi büyüklüğünden basket topu büyüklüğüne kadar değişebilen boyutlarda olabilir. Genellikle yuvarlak ve pembemsi renktedirler ve uterus (rahim) içinde her yerde bulunabilirler.

 

     Kimlerde myom vardır?

     Her yüz kadından yaklaşık 10-15'inde çapı ufak ya da büyük az sayıda ya da çok sayıda, belirti veren ya da vermeyen myomlara rastlamak mümkündür. Myomlar rahmin en sık görülen iyi huylu tümörüdür.

     Myomlara en çok 35-45 yaş grubu kadınlarda rastlanır. Ergenlik döneminde görülmesi çok ender bir durumdur. Keza menopoz döneminde de myom görülme sıklığı düşüktür ve doğurganlık yaşlarında myom tanısı almış çoğu kadında menopoza girdiklerinde hastalıklarında hızla gerileme görülür.

     Neden myom olur?

     1-Artmış özterojen düzeyi: Myomların kesin nedeni bilinmemektedir. Fakat; östörojen hormonu (kadınlık hormonu) myomların büyümesine yol açtığı düşünülmektedir. Gebelik döneminde myomlar da artmış österojen düzeyine bağlı olarak büyüme görülürken, menopozda ise österojen düzeyine bağlı olarak myomlarda küçülme görülmektedir.

     2-Kalıtım: Özellikle anne kız kardeş veya anneannesi gibi birinci derece akrabalarında myom olan kişilerde gelişmesi şansı fazladır.

     3-Irk: siyah ırk olmak myom görülme şansını, beyaz ırka göre dokuz kat artırır.

     Myomlar karşımıza nasıl çıkar?

     Myomlar uterusa (Rahime) sınırlı kitleler olup, bulundukları bölgelere göre belirtiler vermektedir. Genellikle rahimde nadiren de rahim boynunda gözükürler. Bir kadının rahminde bir tek myom olabileceği gibi (ki buna myoma uteri denir) birden fazla sayıda myom bir arada da bulunabilir.(Ki buna uterus myomatosus denir)

     Myom tipleri nelerdir?

     1-Subseröz myomlar (rahmin dış tabakasında)
     2-İntramural myomlar (rahmin orta tabakasında)
     3-Submüköz myomlar (rahmin iç tabakasında)

     En sık görülen myomlar İntramural myomlardır.

     Myomlar ne gibi belirtiler yapar?

     Myomlar sıklıkla belirti vermezler. Rutin jinekolojik muayeneler sıraısnda tesadüfen tespit edilirler. Ancak; çoğu zaman büyüme ile orantılı olarak şu bulguları verebilirler;
      Fazla miktarda adet kanamaları
      Cinsel ilişki sonrası kanama
      Adet arası dönemde ara kanama
      Sık sık idrara çıkma
      Karında büyüme veya şişlik
      Adet dönemlerinde yada cinsel ilişki sırasında kuyruk sokumuna doğru ağrı
      Fazla miktarda kanamalar bağlı kansızlık
      Tüplerin yada rahmin ağzını kapayan myomlar kısırlığa neden olurlar
      Büyük myomlar barsaklara bası yaparak barsak içinde dışkının ilerlemesine engel olmak suretiyle kabızlığa neden olurlar.
      Döllenmiş yumurtanın rahmin içinde gömülüp kalmasına engelleyici şekilde yerleşmiş myomlar tekrarlayan düşüklere neden olurlar.

     Myomlar ve kanserler arasında ilişki var mıdır?

     Myomu olan hastalarda kanser gelişme riski (1/10000) onbinde birdir. Özellikle menopozdan sonra myomlarda ani büyüme görülmesi kanser şüphesi doğurur. Böyle durumlarda rahim cerrahi olarak çıkarılmalıdır.

     Myom tanısı nasıl konulur?

     Myom tanısı koymak kolaydır. Tipik belirtilerle gelen bir kadında yapılan jinekolojik değerlendirme (muayene ve ultrason) %99 doğrulukta tanı koydurur.

     1-Ultrasononografi: Ağrısız ve acısız olan inceleme yöntemi ile karın üstünden ya da vajina içine sokulan bir aparat (cihaz) yardımıyla, eko denilen ses dalgaları yarattığı görüntülerle, iç genital organlar değerlendirilir.

     2-Histeroskopi: Bu ışın teloskopi cihaz ile vajina ve rahim boynu aşılarak rahim içine doğru sokularak incelenmesi esasına dayanır.

     3-Laparoskopi: Laparoskop adı verilen cihazla karından yapılan ufak bir kesiyle teroskopi incelenmesi esasına dayanır.

     4-Histerosalpingografi: Bu ilaçlı film tekniğinde ise yine vajinal yoluyla rahim ağzının hemen iç kısmına giren ince bir tüp ile verilen ilacın, rahim içinden tüpler aracılığıyla karın boşluğuna kadar yayılması görüntülenerek bu organlardaki anomaliler hakkında bilgi edinmeyi amaçlanır.

     Ne kadar beklemeli?

     Myomların sayısı, büyüklükleri ve büyüme hızları kadından kadına farklılıklar göstermektedir. Genel olarak myomların büyümesi östorojen başta olmak üzere kadınlık hormonları ile ilgili olduğundan, küçük myomlar menopoza girince yok olabilirler veya küçülebilirler. Bununla birlikte büyük boyuttaki myomlar daha uzun vadeli problemler teşkil edebilirler. Henüz üreme çağındaki myomlu kadınının myomu ameliyat ile çıkarılırsa menopoza kadar tekrar myom çıkma olasılığı her zaman vardır. Bu nedenle eğer herhangi bir şikayet vermiyorsa ve başka hastalıklar için potansiyel teşkil etmiyor ise; özellikle üreme çağındaki kadınlarda beklemek ya da ilaç tedavi ile idame edebilmek, daha akılcı görülmek ile birlikte doktorunuzun insiyatifi her zaman için daha önemlidir.

     Korunma:

     Bugün hala myomların niçin geliştiği tam olarak aydınlatılamamıştır. Bununla birlikte yapılan çalışmalarda sedanter (durağan) yaşayan ve şişman kadınlarda daha çok görülmesine karşın atletik kadınlarda daha seyrek görülmesi korunmada kas aktivesinin önemi olup olmadığını düşündürmektedir.

     Tedavi:

     Myomlar genellikle küçük ve şikayete neden olmadıklarından tedavi gerektirmezler. Buna rağmen belirgin bulgu verenler, doğurganlığı etkileyecek kadar büyüklükte olanlar veya kanser ya da benzeri habis (kötü huylu) tümörlerle karışabilecek özellikte olanlar tedavi gerektirirler. Myomunuz eğer küçük ise "bekle ve gör" şeklinde yaklaşımla 6 ay arayla kontrol muayeneleri yapılmalıdır. Myomun büyüme hızı böylelikle incelenmiş olunur.

     1-Tıbbi tedavi:

     GnRH analogları diye adlandırılan bir grup ilaç myomların boyutlarını küçültmek için kullanılır. Bu ilaçlar uzun zaman kullanıldığında kemik kaybına, vajinal kurumaya ve sıcak basmalarına yol açar. Bu ilaçlar cerrahi öncesi myomları küçültmek için kullanılır.

     2-Cerrahi tedavi:

     Yakınmalar yol açan ve hızla büyüyen myomlar cerrahi olarak çıkarılmalıdır. Myomun yeri ve büyüklüğü cerrahinin tipini belirler.

     Myomektomi:

     Myomun uterus (rahim) duvarında basitçe sıyrılarak çıkartılması işlemidir. Çocuk isteyen kişilerde uterusun korunmasını sağlayan muhafazakar bir yaklaşımdır. Daha çok laparoskopi yolu ile yapılır ancak; myom laporoskopik olarak alınmayacak kadar büyük ise karın açılarak uygulanan klasik ameliyat ile myomektomi gerçekleştirilir. Bu işlem uterus duvarında incelmeye neden olabileceğinden sonraki gebeliklerde normal (vajinal) doğum yerine sezeryan tercih edilmek zorunda kalınır.

     Histerektomi (Rahmin alınması):

     Hızla büyüyen yakınmalara yol açan myomları olan, ileride gebelik düşünmeyen hastalarda uygulanan bir yöntemdir.

     Takip:

     Tüm myomların cerrahi ile çıkarılması gerek yoktur. Ağrı, basınç hissi, düzensiz ve aşırı kanama yakınmaları olmayan hastaların düzenli kontrolleri yapılarak myom boyutları takip edilir. İleride gebelik düşünen hastalar veya menopoza girecek olan hastalar bu şekilde takip edilir.

     Myomların dondurulması (Krioterapi): Son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda myomların artık ameliyatla alınmasının gerekli olmadığı, dondurularak tedavi edilebilecekleri gösterildi. Bu tedavi şeklinde myoma özel bir alet ile ulaşılarak ve eksi 196 derecelik sıvı nitrojen uygulanarak myomlar dondurulabiliyor. Dondurulan myom nüvesi canlılığını kaybettiğinden ufalıyor. Bu tedavi sayesinde myomların ameliyatla alınmalarına gerek kalmıyor, kan kaybı ve ciddi ameliyat riskleri ve ameliyat sonrası yapışıklıkları gibi komplikasyonlardan kaçınılmış oluyor. Bu tür araştırmalar halen devam etmekte. Bakarsınız yakın bir gelecekte myomların ameliyatla nasıl alınacağından çok, nasıl dondurulabileceğini tartışacağız.

PELVİK İNFLAMATUAR HASTALIK


     Pelvis, leğen kemiklerinin arasında kalan kısma verilen addır. Bu bölgede genital iç genital organlar, idrar torbası, kalın bağırsak ve barsağın diğer kısımları bulunur. Pelvik İnflamatuar Hastalık, yumurtalık, rahim ve rahim boynu iltihaplarına verilen addır.

     Belirtiler

      Karnın alt kısmında şiddetli ağrı ve hassasiyet, ateş ve kusma da olabilir (akut hastalık);
      Karnın alt kısmında durup tekrar gelen hafif ağrı, sırt ağrısı, düzensiz adet görme, kısırlık (kronik hastalık);
      Cinsel ilişki sırasında ağrı;
      Erken gelen veya ağır kanamalı adet;
      Miktarı fazla , kötü kokulu vajinal akıntı
      Karnın alt kısmında şiddetli sancı, bulantı, kusma, bayılma gibi şok belirtileri (Acil Durum Belirtisi)

     Pelvis iltihabı hastalığından sorumlu olan bakteri genellikle cinsel ilişki yoluyla bulaşır. Kadınların yüzde 15'inde salpenjit, be soğukluğu ile birlikte görülür. Ancak başka bakteriler de pelvis iltihabına neden olabilirler Enfeksiyona, doğumda veya endometriyal biopsi ya da kürtaj sırasında alınan bir bakterinin neden olabileceği görülmüştür. Hastalığa yakalanan kadınların bazılarında hiçbir belirti görülmemekte ve hastalık hiçbir zaman fark edilmemektedir. Bir kısmında hafif kronik bir enfeksiyon halinde seyrederken, diğerlerinde akut bir nöbet şeklinde ortaya çıkmaktadır.

     Diyafram kullanan veya eşleri prezervatif kullanan kadınlar pelvis iltihabı hastalığından korunmaktadırlar. Rahim içi doğum kontrol aracı kullananlarda ise bu hastalığa yakalanma ihtimali daha fazladır. Adet kanaması sırasında vücut enfeksiyona karşı daha zayıf olur. Pelvis iltihabı olan kadının eşinin de enfeksiyona karşı tedavi edilmesi gerekir. Aksi takdirde hastalığın yeniden bulaşma tehlikesi vardır.

     Teşhis

     Pelvis muayenesi sırasında doktorunuz ucuna pamuk sarılmış bir çubukla hafifçe kazıyarak vajina ve rahim boynundan örnek alır. Bunlar laboratuvara gönderilerek hastalığa neden olan organizma belirlenir. Teşhisle ilgili bir şüphe olursa veya enfeksiyonun ne kadar yayıldığı öğrenilmek istenirse; doktor laparoskopi yapar. Ucunda ışık olan ince bir alet karında küçük bir kesi yapılarak içeri sokulur ve pelvis organları incelenir. Bu işlem genellikle lokal veya genel anestezi uygulanarak hastanede (gece yatmanıza gerek olmaksızın) yapılır.

     Tedavi edilmezse pelvis iltihabı hastalığı tehlikeli olabilir. Fallopian tüplerde veya yumurtalıklarda meydana gelebilecek bir apse patlayıp acil bir ameliyatı gerektirebilir. Fallopian tüpleri veya yumurtalıklar zarar görür ya da örselenirse, hamile kalmak mümkün olmayabilir. Pelvis iltihabı hastalığı, karın boşluğunu çevreleyen zarın iltihaplanması anlamına gelen, peritonit'e de yol açabilir. Peritonit her zaman tehlikelidir ve yoğun bir antibiyotik tedavisini gerektirir. Nadiren, bakteri kana karışırsa, pelvis iltihabı hastalığı kan zehirlenmesine (septisemi) ve eklem iltihabına da sebep olabilir.

     Pelvis iltihabının uzun süreli sonuçları çok ciddi olabilir. Yapışıklıklar nedeniyle kronik ağrı, geçmeyen enfeksiyon ve dış gebelik (bebeğin rahim dışında, genellikle fallopian tüplerinden birinin içinde büyümesi) bunlardan birkaçıdır.

     Tedavi

     İlaç Tedavisi

     Doktor ilaç vermek için laboratuvar sonuçlarını bile beklemeden hemen bir grup antibiyotikle tedaviye başlar. Laboratuvar sonuçlarını alınca ilaçları değiştirebilir. Ayrıca bir de ağrı kesici verir. Yatak istirahati tavsiye edilir, hatta şiddetli bir vakaysa veya ilaçlara hemen cevap vermediyse birkaç gün hastanede yatmak gerekebilir. Hastaların yüzde 15-25'inde hastalık tekrarlar.

     Ameliyat

     Ameliyat çok nadiren gerekir. Ancak, bir apse patlarsa ya da patlama tehlikesi varsa, ameliyatla boşaltılabilir veya çıkartılabilir.

POLİKİSTİK OVER HASTALIĞI


     Stein-Leventhal sendromu ya da yaygın olarak bilinen adı ile polikistik over sendromu (PKOS), en sık 30 yaş altı kadınlarda görülen ve overde kalın bir over dokusu içinde iyi huylu birçok kist ile karakterize bir hastalıktır. Kronik anovülasyon yani yumurtlama olmamasıdır.PKOS beyinde hipofiz bezinden salgılanan LH ve FSH hormonlarının anormal şekilde üretilmesinden kaynaklanır. Bu dengesizlik neticesinde her ay düzenli olarak overlerden yumurtlama olmaz. Bunun sonucunda da yumurtalıklardan erkeklik hormonu üretimi artar. Diğer pek çok hormonal hastalık gibi PKOS'nun da nedeni tam olarak bilinmemektedir. Günümüzde kabul edilen PKOS ortaya çıkış mekanizması kabaca şu şekildedir. LH'daki artış overde erkeklik hormonu yapımını arttırır, salgılanan bu erkeklik hormonları (androjenler) yağ dokusunda östrojene dönüşmekte ve bu östrojen dönüşte LH üretimini arttırmakta ve bir kısır döngü ortaya çıkmaktadır. Bu kısır döngü kilo kaybı veya yumurtalıkların baskılanması gibi etkenlerle kırılabilir.Yine kilo fazlalığına bağlı olarak insüline karşı bir direnç ortaya çıkmakta ve neticede hormonal denge bozularak yine bu kısır döngü elde edilebilmektedir. Polikistik over hastalığı üreme çağındaki kadınların %3 ile 5'ini etkileyen yaygın bir tablodur. İlk kez 1935 yılında tanımlanan bu sendromun günümüzde hala daha nedeni tam anlamı ile bilinememekte ve bu nedenle tedavisi konusunda da bir fikir birliği sağlanamamaktadır.

     Belirtiler

     Hastalık genelde adet düzensizliği, sivilce, yağlı cilt, tüylenmede artış, infertilite (kısırlık) ve kilo artışı gibi belirtiler verir. Polikistik over sendromu (PKOS) ilk kez ergenlik döneminde adet kanamalarının başlaması ile tanınır. Bu dönemde adet düzensizlikleri en önemli uyarandır ve neredeyse hastaların %75'inde görülür. En sık rastlanılan düzensizlik seyrek adet görme şeklindedir. Zaman zaman amenore yani hiç adet görmeme olabilir. Gecikmeyi takiben görülen kanama genelde fazla miktarda ve uzun süreli olur. Bu düzensizlik yumurtlamada bir bozukluğun işaretçisidir. Yeni adet göremeye başlayan genç kızlarda PKOS olmasa bile bu tür bozukluklar ilk 2 yıl boyunca normalde de görülebilir. Adet düzensizliği nedeni ile hekim kontrolü dışında doğum kontrol hapı gibi düzenleyici ilaçların kullanılması PKOS tanısını geciktirebilir. Androjen adı verilen hormonlar testosteron gibi steroid hormonlardır ve erkeklerde yüksek miktarlarda bulunurken kadınlarda çok daha düşük miktarlarda salgılanırlar. PKOS hastalarında androjen hormonları olması gerekenden daha fazla miktarlarda bulunur ve bu nedenle erkek tipi tüylenme, sivilce ve hatta erkek tipi saç dökülmesi ortaya çıkabilir.PKO sendromunda yumurtlama bozukluklarının olması ve adet düzensizliğinin görülmesi nedeni ile kısırlığın bir problem olarak ortaya çıkması şaşırtıcı değildir. Kısırlık PKOS vakalarında %100 bir bulgu değildir. Hatta bazı hastalar PKOS bulgularına rağmen düzenli yumurtlayabilirler ve çok kolay gebe kalabilirler. Ancak yine de PKOS gebelikte gecikmelere ve kısırlığa yol açan önemli bir etkendir. PKOS hastaları genelde gebe kalmak için tedaviye gereksinim duyarlar.PKOS hastalarının yaklaşık %40'ında obesite problemi vardır. Şişmanlık bazı hastalarda tek başına diğer belirtileri başlatabilir. Bu tür vakalarda kilo kaybı sağlandığında sorunlar tamamen ortadan kalkabilir.

     Tanı

     Polikistik over sendromu tanısı klinik bulgular, laboratuar tetkikleri ve ultrason incelemesinin bir arada değerlendirilmesi ile konur. En değerli tanı yöntemlerinden birisi transvajinal ultrasonografi incelemesidir. Ultrasonografide yumurtalık kenarlarında çok sayıda küçük kist saptanır. Bu kistler sadece birkaç milimetre çapındadır ve tek başlarına sorun yaratmazlar. Kistlerin kaynağı gelişen ancak yumurtlama ile atılmayan folliküllerdir. Zaman içerisinde bunların sayıları artış gösterebilir.

     Polikistik over (PKO), ultrasonografide yumurtalıkların görünüşünü ifade eden bir tanımdır. Polikistik over sendromu ile karıştırılmamalıdır. Pekçok kadının ultrasonografik görüntüsü polikistik olabilir ancak hormonal değerler ve klinik tablo tamamen normal bulunur. Genel popülasyonda kadınların %20'sinde polikistik görünüşlü overler vardır. Polikistik over sendromu (PKOS) ise bir belirtiler grubudur ve hastalığı yani patolojiyi ifade eder. PKO ve PKOS iki farklı tanımdır.

     PKOS tanısında kan hormon değerleri de önemlidir. Kanda androjen düzeylerinin, LH ve FSH oranlarının önemi vardır. LH/FSH oranının 3'ün üzerinde olması PKOS lehine bir bulgudur. Yine adetin 21. günü bakılacak kan progesteron değerleri yumurtlama olup olmadığı hakkında bilgi verir.

     Son yıllarda yapılan çalışmalar PKOS ile insülin hormonu arasında ilişki olduğunu göstermiştir.İnsülin pankreastan salınan bir hormondur ve hücrelerin glikozu kullanmalarını sağlar. PKOS'da hücrelerde insüline karşı bir direnç yani rezistans vardır. Bu nedenle pankreas durumla başa çıkabilmek için daha fazla insülin salgılar. Bu yüksek dozda insülin yumurtalıkları etkileyerek yumurtlamayı engeller ve sonuçta androjenlerde artış olur. İnsülin direnci PKOS'lu zayıf kadınların %30'unda saptanırken obez kadınlarda bu oran %75'e kadar ulaşmaktadır.

     Uzun dönemdeki riskler

     PKOS'un uzun dönemde yaratabileceği sorunlar ve riskler hem insülin hem de androjen fazlalığına bağlıdır. Yüksek miktarlarda insülin uzun dönemde tip 2 diyabet yani şeker hastalığı riski taşır. Bu tür diyabet genelde sıkı diyet ve ağızdan alınan ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Kilo sorunu olan, tedavi edilmemiş PKOS hastalarının %25-35'inde 30'lu yaşlarda tip2 şeker hastalığı ortaya çıkar. PKOS'da görülen hormonal değişiklikler tansiyon problemlerini de beraberinde getirirler. Aynı zamanda bu hastalarda kolesterol yüksekliği de ortaya çıkar. Her iki durumda kalp hastalığı açısında yüksek risk faktörleridir.

     Uzun süreli adet düzensizlikleri endometrium kanseri riskini arttırır. Yumurtlama olmadığı için endometrium üzerinde progesteron hormonu desteği olmaz ve bu nedenle endometrium uzun süre sadece östrojene maruz kalır, bu nedenle kanser riski artar.

     Tedavi

     Adet düzensizliği

     Daha önce belirttiğimiz gibi PKOS'da ovülasyon problemlerine bağlı olarak düzensiz ve yoğun kanamalara sıkça rastlanır. Bu nedenle tedavide asıl amaç yumurtlamayı yeniden sağlamaktır. Eğer çocuk isteği varsa yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar kullanılabilir ancak olası yan etkileri nedeni ile bu tür ilaçlar uzun süreli kullanılamazlar. Fazla kilolar hem PKOS'lu hem de PKOS olmayan hastalarda adet problemlerine yol açan nedenlerden biridir. Yağ dokusunda fazla miktarda östrojen üretilmesi nedeni ile ovülasyon bozuklukları görülür. Obez hastalarda kilo verilmesi çoğu zaman yumurtlamanın yeniden başlaması için yeterli olmaktadır.

     35 yaşından küçük ve çocuk istemeyen hastalarda adetleri düzene sokmak için doğum kontrol hapları en sık tercih edilen ilaç gurubudur. İkinci sırada ise adetin 15. günden sonra kullanılan progesteron ilaçları gelir. Her iki ilaç grubu da adetleri düzene sokar.

     İnfertilite

     Yumurtlama bozukluğuna bağlı infertilite problemi yaşayan kadınların %70'inde sorun PKOS'dur. Bu durum obez hastalarda daha belirgindir. Çocuk isteği olan PKOS hastalarında ilk planda yapılması gereken kilo verilmesidir. %5 civarında bir kilo kaybı genelde yumurtlamanın başlaması için yeterlidir. PKOS hastalarında yumurtlamayı uyarıcı ilaçlardan en etkili olanı klomifen sitratır. Bu ilaç hekim kontrolü altında kullanılır. Klomifenin başarısın olması durumunda ise iki ana yaklaşım söz konusudur. Bunlardan ilki enjektabl hormonlar ile yumurtalıkları uyarmak ve daha sonra aşılama (inseminasyon) yapmaktır. Bu tedavi ile %62'ye varan başarı oranları bildirilmiştir. Bu tedavinin en önemli komplikasyonu ovarian hiperstimülasyon sendromu ve çoğul gebeliklerdir. Tedavi son derece titiz bir yakın kontrol altında ve konuya hakim hekimlerce yapılmalıdır.

     İkinci alternatif ise laparoskopik diatermidir (LOD). Burada laparoskopi ile karın boşluğuna girilir, yumurtalıklar koter ya da lazer ile yakılarak üzerlerinde küçük delikler açılır. Tedavinin mekanizması bilinmemekle birlikte düzenli yumurtlamayı sağladığı ve klomifene olan cevabı iyileştirdiği gözlenmiştir. LOD sonrası 12 ay içinde kendiliğinden gebelik oranları %60-80 arasındadır. LOD'un başarısı infertilite süresi 3 yıldan az olanlarda ve LH düzeyleri 10'dan fazla bulunanlarda daha iyidir.

     Tüylenme

     Androjen adı verilen erkeklik hormonlarının fazlalığına bağlı olarak ortaya çıkan tüylenme (hirsutism) PKOS'lu vakalarda sıklıkla görülen bir durumdur. Bazı kadınlar bunu dert etmezken bazı kadınlarda asıl hekime müracaat sebebidir. Bazı durumlarda tüylenme hormonal dengesizliğe bağlı değildir ve yapısal olabilir. Var olan tüyler tedavi ile yok edilemez bu nedenle bleaching ya da epilasyon gereklidir.

     Doğum kontrol hapları kandaki androjen düzeylerini düşürdüğünden yeni tüy çıkmasını engelleyebilirler. Bu amaçla en sık kullanılan ilaç cyproterone asetat adı verilen bir maddedir. Diğer bazı ilaçlar ile bir arada ya da tek başına kullanılabilir. Hirsutism tedavisi uzun süreli bir tedavidir. Başarı için 8-18 ay tedavi gerekebilir. Bunun nedeni kıl büyümesinin yavaşlığıdır.

     PKOS ile insülin rezistansı sıklıkla bir arada görüldüğünden PKOS tedavisinde yeni yaklaşımlardan biri de insülin duyarlılığını arttıran ilaçların kullanımıdır. Bu konuda yeterli sayıda çalışma olmamakla birlikte ilk sonuçlar başarı oranlarının oldukça yüksek olduğu yönündedir.

SERVİSİT (RAHİM BOYNU İLTİHABI)


     Servisit rahim boynundaki iltihaplanmadır. Lokal bir enfeksiyon nedeniyle, özellikle doğum sırasında rahim boynunda bir berelenme olmuşsa, ortaya çıkar. Ancak rahim boynu iltihabı aynı zamanda vajina enfeksiyonlarının, cinsel ilişkiyle bulaşan pek çok hastalığın ve alt karın iltihabı hastalığının da belirtisidir.

     Belirtiler

      şeffaf grimsi veya sarı vajina akıntısı;
      cinsel ilişki sırasında acı;
      Sık ve acilen idrar yapma ihtiyacı; sancılı idrar yapma;
      Cinsel organlarda yanma veya kaşıntı;
      Cinsel ilişkiden sonra kanama.

     Teşhis

     Alt karın muayenesi sırasında doktor rahim boynunu hafifçe kazıyarak doku örneği alır; bu doku laboratuvarda incelenerek olayın sorumlusu olan organizmalar tanımlanır. Doktorunuz rahim boynu kanseri ihtimalini elemek için PAP (Smear) Testi yaptırabilir. Gerekirse kolposkopi de yapılabilir.

     Tedavi

     Doktorunuz bu tür organizmalara karşı en etkili ilaçlar olan antibiyotikleri verir. Çok şiddetli vakalarda bazen rahim boynu kriocerrahi yöntemiyle (çok düşük derecede soğuk uygulama) veya elektrikle ısıtılan bir aletle koterize edilir (dağlanır).

RAHİM İÇİ YAPIŞIKLIKLAR = ASHERMAN SENDROMU


     Rahim İçi Yapışıklık Nedir?

     Rahim boşluğunun bir bölümünde veya tamamında meydana gelen ve bu boşluğun kapanması, tıkanması ile sonuçlanan yapışıklıklardır.

     Niye Oluşur?

     Hasara uğramış rahim duvarlarının iz bırakarak iyileşmesi sonucu oluşur. Sebep genellikle küretajdır. ( Yapışıklıklar çoğu kez gebeliği takiben plasental doku kalıntıları için yapılan küretaj sonrası meydana gelmektedir). Ayrıca doğum, sezaryan, myom çıkarımı, düşük, rahim içi kanamalar veya tüberküloz enfeksiyonuna bağlı olarak da oluşabilir. Bazen menapoz sonrası dönemdeki kadınlarda kendiliğinden de gelişebilir.

     Ne Gibi Sonuçlar Doğurur?

     Rahim içi yapışıklıklar adet görememe ya da adet kanamasının miktarında azalma gibi adet düzensizlikleri, tekrarlayan gebelik kayıpları, plesantal yerleşim bozuklukları ve son olarak infertilite (kısırlık) gibi durumlara neden olur. Bazı kadınlarda ise herhangi bir bulgu vermeyebilir.

     Hasta doktora sıklıkla adet görememe ve gebe kalamama şikayetleri ile başvurur ama çoğu zaman adet kanamasının miktarında bir azalma tek bulgudur. Adet kanamasının miktarı ile yapışıklığın şiddeti arasında direkt bir ilişki yoktur.

     Rahim içi yapışıklık giderilirse %50 oranında gebelik ve %75 oranında adet bozukluklukları da giderilir.

     Yapışıklık ilerleyicidir ve erken girişim gerektirir. İlerlemenin sebebi yapışılıkların rahim kas aktivitesini sınırlaması ve bu etki ile rahime östrojen ( kadınlık hormonu) yayılımını azatlması ve atrofiye (gerileme) neden olmasıdır.

     Rahim İçi Yapışıklık - İnfertilite (Kısırlık) İlişkisi

     Rahim içindeki yapışıklıklar döllenmiş yumurtanın rahme tutunmasını engelleyerek veya düşüklere neden olarak normal gebeliği önleyebilir. Gebelik oluşumunda spermlerin tüplere ulaşması için rahim içi boşluğunun, tüplerin açık olması gerekir; döllenmeden sonra oluşan embriyonun rahim içi bölgesinde kendine hazırlanan 'yuva'ya yerleşebilmesi gerekir. Eğer bu yuva sağlıklı olmazsa embriyo ya yerleşemez ya da kısa sürede abortus (düşük) ile kaybedilir.

     Yapışıklığa neden olan hasar, rahmin en iç tabakasının (endometriyum) bazı tabakalarının ortadan kalkmasına sebep olmasının yanısıra rahimin kas tabakası (myometriyum)nın zedelenmesi ile problemin daha da büyümesine yol açmaktadır. Hasara uğrayan yüzeye direkt olarak aynı şekildeki bir diğer duvarın teması skar (iz) dokusu oluşumuna neden olmaktadır. Bu doku zamanla değişerek kalın bir tabaka halini alır.

     Rahim İçi Yapışıklıklarda Hasta Neden Adet Göremez?

     Rahim içi yapışıklıklarda adet görememe sık rastlanan bir durumdur. Oluşan yapışıklıklar çeşitli sinirsel kökenli refleks mekanizmalarıyla rahimi hormonal uyarılara yanıtsız bırakır ve rahim damarlarında tıkanmalara yol açar, bu olay rahim kas tabakasının kan akımını azaltıp tekrarlayan düşüklere, anne karnında bebek ölümlerine ve gelişme geriliklerine yol açabilir. Küretaj vb. rahim hasarını takiben oluşan adet görememe durumu rahim içi yapışıklık düşündürmelidir. Bu hastalarda; ilaveten adet günlerinde kasık ve bel ağrılarıda görülebilir.

     Rahim İçi Yapışıklık - Tüberküloz İlişkisi

     Pelvik (kalça ile ilgili) tüberküloz rahim içi yapışıklıklığa yol açabilir ve bu durum hiç adet görememe olarak karşımıza çıkar. Bu hastalarda problem tüplerinin dönüşü olmayacak şekilde zarar görmesidir ve infertilitenin yanısıra hastanın yardımcı üreme yöntemlerinden yararlanma şansını da azaltır. Ülkemizde sık rastlanan bir durumdur. Bu hastalarda yaklaşım; histereskopik olarak yapışıklıkların giderilmesi ve uygun olgularda hiç beklenmeden yardımcı üreme yöntemi planlanmasıdır.

     Tanısı Nasıl Konur?

     Histerosalfingografi (rahim içinin ve tüplerin görüntülenme yöntemi = rahim filmi) rahim içi yapışıklıkların tanısında en sık kullanılan ve en doğru görüntüleme yöntemidir. Yapışıklıklar rahim içi boşluğunda tek veya birden fazla dolma defektlerine neden olur.

     Rahim İçi Yapışıklığın Derecesi

     Tedaviden önce yapışıklığın şiddetinin belirlenmesi önemlidir. Şiddetine göre rahim içi yapışıklıklar şu şekilde sınıflandırılabilir:

     1- Şiddetli: Rahim içi boşluğunun 3/4ünden daha fazlasında yapışıklık vardır. Tüp ağızları ve rahim içi boşluğunun üst kısmı tamamen tıkalıdır.

     2- Orta : 1/4-4/4 oranında rahim içi boşluğu etkilenmiştir. Rahim içi boşluğunun üst bölümü ve tüp ağızları kısmen tıkalıdır.

     3- Minimal: Rahim içi boşluğunun 1/4ünden daha azı etkilenmiştir. Tüp ağızları ve rahim içi boşluğunun üst bölümü açıktır veya minimal etkilenmiştir.

     Hasta değerlendirilirken bu sınıflamaya ilaveten adet görme durumu ve yapışıklık yoğunluğu da göz önünde tutulmalıdır.

     Tedavi

     Histeroskopi; rahim içi yapışıklıkların tanısında ideal, güvenli ve az tramvatik bir metod olmasının yanı sıra tedavisinde de kesin metodtur. Histereskopi; normal muayene pozisyonunda histereskop denilen ve rahime rahim ağzından geçirilerek ulaştırılan ince bir teleskop kullanılarak rahim içi boşluğun görüntülenmesini ve çeşitli girişimlerin yapılmasını sağlayan endoskopik yöntemdir.

     Tedavide izlenecek yol ; cerrahi (histereskop ile yapışıklıkların giderilmesi) ile normal rahim içi anatomisi sağlandıktan sonra RİA (rahim içi araç) ve östrojen tedavisiyle hasar görmüş rahim alanının yeniden oluşturulması, yeni yapışıklık oluşumunun önlenmesi ve sonrasında hastanın takip edilmesi şeklindedir. Bazı hastalar ise müdahaleye gerek duyulmaksızın yalnızca takip edilir.

     Cerrahi girişimin özellikle tekrarlayan gebelik kayıpları ve infertil olgularda yapılması gerekir. Orta ve ileri derecelerdeki yapışıklıklarda ve tüp ağızlarının tıkandığı durumlarda kesinlikle uygulanmalıdır. Genital tüberkülozlu hastalarda rahim içi boşluk bozulduğu zaman yardımcı üreme yöntemlerinin uygulanmasından önce cerrahi girişim mutlaka yapılmalıdır.

     Cerrahi girişim şöyle uygulanır : çeşitli sıvılar verilerek rahim içi boşluğu genişletilir, makas ile herbir yapışıklık merkezinden ayrılır. yapışıklıkların giderilmesine en alt kenardan başlanmalıdır ve rahim içi yapı normale gelinceye kadar devam edilmelidir.

     Cerrahi tedaviyi takiben rahim içi boşluğuna RİA yerleştirilerek 2 ay süreyle çıkarılmaması önerilir, burada amaç iyileşmenin başlangıç safhasında yüzeyleri birbirinden ayrı tutarak tekrar yapışmasını önlemektir. (RİA yerleştirilirse tekrar yapışıklık oluşma riski %10 iken yerleştirilmezse %50nin üzerindedir)

     Yine 2 ay süreyle hasta östrojen kullanmalıdır. Bunun amacı rahmi uyarıp yara oluşmuş yüzeylerin yenilenmesini sağlamaktır.

RAHİM İÇİ PERDE (UTERUS SEPTUS)


     Uterus Septus Nedir?

     Rahmin, kısmen veya tamamen perdemsi yapı ile bölünmesidir.

     Ne Kadar Sıklıkta Görülür?

     Rahim anomalileri içinde en sık görülenidir. Kadınların %5'inde bu durum görülür.

     Uterus Septusun Görülmesinde Genetik Faktörlerin Rolü Var mıdır?

     Bcl-2 adlı gen programlı hücre ölümünü başlatarak uterus septus oluşumunu önler. Yapılan çalışmalarda uterus septuslu kadınlarda bu genin olmadığı görülmüştür.

     Uterus Septusa Eşlik Eden Anomaliler Var mıdır?

     Tek böbreğin olmaması, idrar kanallarının ikişer adet olması, böbreğin normal yerinden daha aşağıda olması gibi ürolojik anomaliler ile birlikte görülebilir.

     Uterus Septusun Önemi Nedir?

     Uterus septuslu kadınlarda rahim içi hacim azalmakta, rahim kanlanması düşmekte ve sonuçta gebeliğin 1. ve 2. üçer aylık dönemlerinde düşükler görülebilmektedir. %15-95 arasında da düşük veya erken doğum riski mevcuttur. Ayrıca gebelikte anormal bebek pozisyonları, bebekte gelişme gerilikleri görülebilir. Uterus septus infertiliteye (Bir çiftin düzenli bir cinsel ilişkiye rağmen, 1 yıl içinde gebelik oluşturamaması) de neden olabilir.

     Uterus Septus Tanısı Nasıl Konur?

     Histerosalpingografi (HSG): Vajinal yoldan rahim içine radyoaktivitesi düşük sıvı verilerek röntgen filminde bu sıvının kapladığı boşluğun görülmesi esasına dayanır. Uterus septuslu kadınlarda röntgen filminde Y harfi şeklinde görünüm olur. Bu tanı yönteminin avantajları; uterus septusu göstermesi dışında, tüplerin geçişini ve ameliyat sonrası oluşabilen anormal durumları gösterebilir. Dezavantajları ise; küçük septusları göstermez. Bu işlemde sıklıkla mensturasyon ağrısından daha hafif bir ağrı, bazen Pelvik İnflamatuvar Hastalık (PID) görülebilir. Yumurtalıklar da radyasyona maruz kalabilir.

     Histerosalpingografide Y Harfi Seklinde Gorunum

     Histereskopi: Uterus septus dahil rahim anormalliklerinin değerlenlendirilmesinde altın standart olarak kabul edilir. Bununla birlikte gerekli görüldüğünde biyopsi alınabilir, tedavi amaçlı kullanılabilir.

     Ultrasonografi: Özellikle gebe olan kadınlarda uterus septusu tanımlamada yardımcıdır.

     Sonohisterografi ve MR (Magnetik Rezonans)'da kullanılan yöntemler arasındadır.

     Her Uterus Septus Ameliyat Edilir mi?

     Bir hastada uterus septus saptanması daima ameliyat olması gerektiğini göstermez. Ameliyat için bazı kriterler gözden geçirilir. Bunlar;

      Üreme kaybının gösterilmesi
      Tam bir hormonal üreme bozukluğunun gösterilmesi
      Çeşitli mikroorganizmaları kapsayan tam bir enfeksiyöz hastalık çalışması
      İntravenöz piyelografi ( Böbreklerin, damardan radyoaktif madde verilerek röntgen filminde gözlenmesi )
      Ameliyat öncesi histerosalpingografi (HSG)
      Yardımcı üreme teknikleri (tüp bebek, IVF vs.) planlanan hastalar

     Ameliyat Nasıl Yapılır?

     Histereskopik olarak yapılır. Histeroskop, ucunda kamera ve ışık kaynağı bulunan borucuk şeklindeki aletlerdir. Bu borucuğun içinden kesici aletler, makaslar, biyopsi aletleri geçirilerek ameliyat yapılır. Yani bu alet hem tanı ham tedavide kullanılır.

     Histereskopinin Avantajları Nelerdir?

      Ameliyat süresi kısadır
      Histerskopik ameliyatta ,karın bölgesi kesilmez. Bu alet vajinadan içeri sokularak rahim bölgesindeki septuma (perdemsi yapıya) ulaşılır.
      Kanama miktarı azdır
      Ameliyat sonrası ağrı azdır
      İyileşme ve işe dönüş zamanı kısadır
      Ameliyat sonrası görülen rahim içi yapışıklıkların görülme riski azdır
      Ameliyat sonrası oluşan gebeliklerin sonlandırılmasında sezeryan gerekliliği yoktur.

     Histereskopinin Dezavantajları Nelerdir?

      Enfeksiyon
      Rahim delinmesi
      Akciğer ödemi
      Anesteziye bağlı alerjik reaksiyon olabilir.

     Başarı Oranı Nedir?

     Histereskopik ameliyat sonrası yapılan çalışmalarda;
     >> Gebelik kayıplarının %88 den %5.9 a
     >> Erken doğum riskinin %9 dan %6 ya düştüğü gösterilmiştir.

     Ameliyattan Sonra Ne Yapılır?

     Hasta, uygun görülürse aynı gün evine gidebilir. Ameliyat sonrası çoğu kez rahim içine RİA (Rahim İçi Araç)yerleştirilememektedir. Günlük 2.5-5 mg equine östrojen kullanılması önerilmektedir. Ayrıca koruyucu antibiyotiklerde uygulanabilmektedir. Hastalar normal düzelmeyi görmek için 2 hafta sonra histereskopiyle veya ameliyattan sonra 8. Haftada histerogram ile kontrol edilebilmektedirler.

     Doktoru Aramanız Gereken Önemli Durumlar Nelerdir?

      Ateşin 38.5 derecenin üzerinde olması
      Ciddi bir karın ağrısı
      Kötü akıntı
      Aşırı kanama

TOKSİK ŞOK SENDROMU


     Toksik şok sendromu nedir?

     Toksik sok sendromu staphylococcus aureus adlı bakterinin olusturduğu ani gelisen bir hastalıktır. Kadınların yaklasık %6 sında vajinada bu bakteri bulunur. Fakat sadece %2 kadında sorun yapan bakteri vardır. Bu hastalığın adet sırasında tampon kullanımıyla ilişkisi çok belirgindir. Fakat doğum sonrası meme ve rahmin bu bakterinin enfeksiyonundan ve karın yaralanmalarından sonra da görülebilir.

     Hastalığın özellikleri

      Yüksek ateş (38.9 dereceden yüksek)
      Yaygın döküntü
      Tansiyon düsüklüğü
      Deride soyulma(1-2 hafta sonra)
      Sindirim sistemi rahatsızlıkları (kusma ishal)
      Kas ağrıları
      Böbrek fonksiyonlarının zayıflaması
      Karaciğer enzim bozuklukları
      Sinir sistemi ve bilinç bozuklukları

     Hastalığın tanısı

     Vajina veya özel bölgelerden alınan örneklerde bakterinin gösterilmesi ile konur

     Hastalığın tedavisi

     Vajinal tampon varsa çıkartılmalıdır. Hastalar hastaneye yatırılmalı ve gerek görülürse kan basıncını kontrol edebilmek için fazla miktarda sıvı verilmelidir. Ayrıca bakteriyi öldürmek için antibiyotik tedavisi gerekmektedir. Hastanın durumuna göre ek tedaviler gerekebilir.

     Alınması gereken önlemler

     Bütün kadınların uzun süreli ve gece boyunca tampon veya vajina içi korunma araçlarının kullanımından kaçınmaları doğrudur. Doğum sonrası dönemdeki kadınların doğumu izleyen 6-8 hafta süreyle tampon kullanımından kaçınmalıdır. Toksik şok sendromu geçirmiş olan kadınların yeniden tampon kullanımına başlamamaları gerekmektedir. Bu hastalık yeniden tekrar edebilir, bu asla unutulmamalıdır.

VAJİNAL MANTAR İNFEKSİYONLARI (Mikotik vajinit)


     Erişkin kadınların yaklaşık %75'i yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir kez mantar enfeksiyonu geçirirler. Çoğu kez gebelik, antibiyotik kullanımı gibi nedenlerle ortaya çıkan bu durum tedaviye kolay cevap verir. Ancak kronik vajinal mantar enfeksiyonu hem cinsel hem de psikolojik sorunlara yol açabilir. Vajinal mantar enfeksiyonlarına yol açan mikroorganizmalardan en sık görüleni Candida Albikans adı verilen bir maya hücresidir. Vakaların %67-95'inde bu mantar hücresi sorumlu olarak bulunduğundan, vajinal mantar enfeksiyonları genelde vajinal kandidiyazis şeklinde tanımlanır. Candida Albikansın vajinada zaten normalde bulunan bir organizma mı olduğu yoksa belirti vermeyen kadınlarda saptandığında mutlaka tedavi edilmesi gereken bir patojen mi olduğu günümüzde dahi açıklığa kavuşturulamamış bir sorudur. Erkek semeninde üretilemediği için cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak kabul edilemez.Ancak yapılan araştırmalarda eşlerin benzer tipte mantar hücresi taşıdıkları saptandığı için pekçok hekim tedavide eş tedavisi de uygulamayı uygun görmektedir. Vajinada belirti vermeden bulunan kandidalar çeşitli faktörlerin etkisi ile aktif hale geçerler ve klasik belirtiler ortaya çıkar. Ancak önemli bir gerçek de vakaların %50'sinde bu tür bir faktör olmadan hastalığın ortaya çıktığıdır.

     Vajinal mantar enfeksiyonlarını tetikleyen faktörler şunlardır

     Antibiyotikler: Geniş spekrtumlu olarak tabir edilen güçlü antibiyotikler vajinanın normal pH dengesini bozarak mantar enfeksiyonu için uygun ortam hazırlarlar. Vajinitte en sık etkili olan antibiyotikler tetrasiklin ve penisilin grubu ilaçlardır.

     Gebelik: Özellikle gebeliğin son 3 ayında hücresel bağışıklığın azalması ile kandida gelişimi kolaylaşır. Yine gebelikte vajinada glikojen adı verilen maddenin artışı da bu olayı hızlandır. Vajinada glikojenin artmasına ise kanda östrojen ve progesteron miktarının yükselmesi neden olur.

     Şeker Hastalığı: Kan şeker düzeylerinin dengesiz seyrettiği kontrolsüz şeker hastalığında idrar ve vajinal salgılarda şeker düzeyleri artar, bu da mantar için uygun bir ortam hazırlar.

     İmmunosupresyon: Bağışıklık sisteminin baskılanması demektir. İlaçlar ya da sistemik hastalıklar sonucu hücresel bağışıklık sisteminin baskılanması kandidiazisi hızlandırır.

     Doğum Kontrol hapları: Eski tipte yüksek doz oral kontraseptiflerin vajinal kandidiasiz için uygun zemin hazırladığı ileri sürülse de günümüzdeki düşük doz ilaçlar ile bu görüş geçerliliğini yitirmiştir.

     Rahim içi araç (spiral): Etkisi tam olarak bilinmemektedir. Ancak kandidiazis için predispozan faktör olduğu ileri sürülmektedir.

     Hormon kullanımı: Östrojen ve progesteron içeren ilaçların alımı kandidiazis görülme oranını arttırır.

     Naylon giysiler: Özellikle kilolu kadınlarda giyilen naylon giysiler ve çamaşırlar bölgede sıcaklık ve nem artışına neden olurlar. Bu durum mantar hücreleri için altın değerinde bir fırsattır. Gelişen enfeksiyon tekrarlama ve kronikleşme eğilimindedir.

     Lokal allerjenler: Renkli tuvalet kağıtları, parfümler, yüzme havuzundaki ilaçlar, tampon ve pedler alerjiye neden olabilirler. Alerjik zemin üzerinde ise daha sonra mantar enfeksiyonu gelişebilir.

     Metabolik hastalıklar: Tiroid hormonu bozukluğu gibi hastalıklar kandidiazis için uygun zemin hazırlar

     Şişmanlık, Kronik servisit(Süregen Rahim Ağzı İltihabı), Radyasyon

     Belirtileri

     Vajinal mantar enfeksiyonunun en önemli ve en sık görülen belirtisi kaşıntıdır. Bu kaşıntı geceleri şiddetlenir ve sıcak etkisi ile artar. Hastaların çoğunda dış genital organlarda yanma vardır. Özellikle idrar yaparken, idrarın değdiği bölgelerde şiddetli yanma hissi olur.Bazı hastalarda cinsel ilişki esnasında ağrı olabilir. Vajinal kandidiazisde akıntı her zaman olmaz. Eğer mevcut ise bu akıntı beyaz renkli ve içerisinde süt ya da peynir kesiği şeklinde tanımlanan ya da kireç benzeri olarak nitelendirilen parçacıklar bulunur. Akıntıda kötü koku görülmez. Kokunun olması kandidiazise eşlik eden ikinci bir enfeksiyonun varlığını akla getirmelidir. Vulva ve vajinada kızarıklık ve şişlik olabilir. Vajina duvarında mantar plakları bulunabilir.Bunların görülmesi kandidiazis için tipiktir. Kaşımaya bağlı olarak vulva derisinde soyulmalar ve küçük kanamalar olabilir.

     Tanı

     Vajinal mantar enfeksiyonlarının tanısı güç değildir. Genelde muayene esnasında hastanın şikayetleri ve muayene bulgularının birarada değerlendirilmesi ilave bir laboratuvar tetkikine gerek kalmadan tanı koydurur. Vajinal kandidiazisde kültür almanın rolü yoktur. Bunun yerine alınan akıntı örneğinin potasyom hidroksil ile muamele edildikten sonra mikroskop altında incelenmesi ve tipik mantar psödohiflerinin görülmesi tanıyı kesinleştirir.

     Tedavi

     Vajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi hem çok kolay hem de zordur. Tedavi ile akut şikayetler büyük ölçüde giderilir. Ancak hastaların %5-25'inde hastalık daha sonra tekrarlar. 1 yıl içinde en az 4 defa kandidazis atağı geçirilir ise bu durumda tekrarlayan enfeksiyonladan söz edilmektedir. Bu yeniden atakların nedeni mantar mayalarının vajinadaki sağlam dokuların içine girerek derinlere kadar ilerlemesi ve burada sessiz kalmaları ve ilaçlardan da etkilenmemesi olarak açıklanmaktadır. Vajina hücreleri sürekli bir yenilenme içinde bulunduğundan üstteki hücreler dökülüp alttaki hücreler yüzeye çıktıkça bu mayalarda yüzeye yaklaşmakta ve uygun ortam bulduğunda yeniden enfeksiyona neden olmaktadır. Bu duruma invazif kandidiyazis adı verilir. İnvazif kandidiazisin önlenmesinde predispozan faktörlerin ortadan kaldırılması şarttır. Tedavide hem sistemik hem de lokal ilaçların kullanılması gereklidir. Lokal ilaçlar hem vajinal ovül (fitil) hem de krem şeklinde olabilir. Tekrarlayan enfeksiyonlarda ise bazı yazarlar eş tedavisi gerektiğini düşünmektedirler. Ağızdan alınan sistemik tedavide tek günlükten 1 haftalığa kadar tedavi protokolleri ve ilaçlar mevcuttur. Aynı durum vajinal ovüller için de geçerlidir. Tedavi esnasında naylon giysiler gyilmemesi, çamaşırların pamuklu olması, kaynatarak yıkanması ve buharlı ütü ile ütülenmesi, dar giysilerden kaçınılması, vajinanın su ile yıkanmaması bunun yerine nötr pH derecelerine sahip ve bu amaçla üretilmiş sıvı sabunların kullanılması tedaviyi kolaylaştırır.

YUMURTALIK (OVER) KİSTLERİ


     Kadınların pek çoğunun sıklıkla yaşadığı korkulardan biri de yumurtalıklarda kist olmasıdır. Hemen hemen her kadında hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist saptanabilir. Bu kistler genellikle bulgu vermezler ve tedavi dahi gerektirmezler. Genelde masum olmalarına rağmen halk arasında çok korkulacak bir hastalık olan over kistleri hep aynı türde değildir. Çok değişik türde hücre barındıran yumurtalık organı dokusu, embriyonik dönemden başlayarak bir çok hormonun etkisi altındadır. Bu değişiklik türden hücreler çeşitli faktörlerin etkisi ile büyüyebilir ve kistleşebilir. Kistlerin içerdikleri hücre türüne bağlı olarak hormon veya benzeri maddeler salgılayabilir.

     Kist nedir?

     Kabaca ifade etmek gerekirse kist etrafı kist duvarı adı verilen ve etrafındaki dokulardan farklı bir doku ile çevrili, sıvı içeren kitlelerdir. İnsan vücudunda hiç bir madde statik değildir. Bütün hücreler sürekli ölür ve yerlerine aynı türde yenileri yapılır. Yine bütün hücreler değişik miktar ve yapılarda sıvı salgılarlar. Hücreler arasında bulunan sıvıların bir kısmı kan dolaşımından gelirken bir kısmı da hücrelerin kendileri tarafından yapılır. Bu sıvılar sürekli absorbe edilir ve yeniden yapılır. Bu absorbsiyon ve üretim aşamalarındaki bir dengesizlik ya da başka bir nedenden dolayı sıvının aşırı birikmesine ödem denir. Eğer sıvılar farklı bir doku tarafından çevrelenir ve sıvı alışverişi engellenirse ortaya çıkan oluşumun adı kist olur. Vücutta bulunan hemen hemen bütün dokularda kist ortaya çıkabilir ancak yumurtalık dışındaki organların kistleri çok daha çabuk ve kolay belirti verebilir. Bunun nedeni diğer organlarda meydana gelen kistlerin bu organların fonksiyonlarını bozmalarıdır. Yumurtalık kistlerinin bir kısmı da bu şekilde fonksiyon bozukluğu yaratarak belirti verirken çok büyük bir bölümü de ne fonksiyonlarda bir kayba neden olur ne de uzunca bir süre belirti verir.

     Over kistleri oluş biçimine göre de neoplastik yani tümöral ya da fonksiyonel olarak da iki bölümde incelenir.

     Sebepleri:

     En sık neden hormonal düzensizliklerdir. Normalde her adet döneminde overler içinde yumurta hücresini taşıyan ve boyutları 3 cm'ye kadar ulaşabilen folekül adını verdiğimiz bir kist oluşur. Sonra bunun çatlaması ile yumurta açığa çıkar. Kadın gebe kalmaz ise bu dönemden 14 gün sonra kadın adet görür. Ancak hormonal düzensizliklerde bu yumurta taşıyan kistler ya çatlamaz, ya sabit kalır ya da büyümeye devam ederek bizim basit kist veya folekül kisti dediğimiz kistleri oluştururlar. Geçirilmiş over iltihapları, çok fazla radyasyona maruz kalma da over kistine sebep olabilir.

     Kimlerde gözükür:

     Over kisti özellikle adet gören kadınlarda görülür. Adet dönemi başlamayan genç kızlarda veya menopozdaki kadınlarda nadir görülür. Ailesinde over (yumurtalık) kanseri, rahim kanseri bulunan kadınlar da riskli gruba girer.

     Ne gibi belirtiler verir?

     Yumurtalık kistlerini kabaca habis ve selim başlıkları altında incelenebilir. En sık görülen iyi huylu over kistlerdir. Yumurtalık diğer organlara göre belirti verme açısından daha fakirdir. Çoğu kez bir şikayet yaratmazlar ve rutin kontroller esnasında fark edilirler. En sık verdikleri belirtiler
      Adet düzensizliği
      Karında şişkinlik
      Karın ağrısı
      Sindirim sistem, bozuklukları
      İdrar yolu şikayetleri

     Over kisti dışında pek çok durum da benzeri şikayetler yarattığından, bu tür yakınmaları olan kişiler genelde durumlarını önemsemezler. Çok fazla büyümeyen bir over kisti karın boşluğu içerisinde kendine rahatlıkla yer bulabileceği için şişlik yapmaz. Benzer şekilde hormon salgısı yapmayan kistler de adet düzensizliği yaratmaz.

     Ağrı over kistlerinde nadir olarak görülür. Eğer ağrı varsa bu kitlenin iltihaplandığını ya da endometriozis olabileceğini gösterir. Nadiren kistlerin kendi etrafında dönmesi (torsiyon) ya da patlaması (rüptür) şiddetli ağrı ve akut karın tablosuna yol açabilir. Kistler mesaneye baskı yaparak sık idrara çıkma, rektuma bası yaparak da kabızlığa yada dışkı yaparken ağrıya neden olabilirler. Zaman zaman da iştahsızlık, kilo kaybı, hafifi bulantı gibi sindirim sistemi yakınmaları olabilir.

     Akılda tutulması gereken nokta kistlerin çok farklı türlerinin olduğu ve yarattığı şikayetlerin kistin türüne bağlı olabileceğidir.

     Over (Yumurtalık) kistleri nelerdir?

     1-İnklüzyon kisti

     Sıklıkla rahim ameliyatı esnasında rastlanan fonksiyonel olmayan bir kisttir. Çoğu mikroskopik boyuttadır. Hiçbir belirti vermez ve ultrasonda da fark edilemez. Muhtemelen her yumurtlamadan sonra yumurtalık cidarının bütünlüğünün bozulmasını takiben iyileşme döneminde doku içerisinde germinal epitel adı verilen hücre türünün hapsolmasından kaynaklanmaktadır. Bazı araştırmacılar bu kistciklerin uzun dönemde habis değişime uğrayabileceğini ve over kanserinin öncülü olabileceğini iddia etmektedirler.

     2-Follikül kisti

     Gençlerde en sık rastlanan kistlerin başında gelir. Gelişen yumurta hücresinin çatlamaması ve büyümeye devam etmesi nedeni ile olduğu düşünülmektedir.. Büyüklükleri genelde 2-3 santimetredir, nadiren 4 santimetreyi aşar. Oldukça gergin ve içinde berrak sıvı içeren kistlerdir. Herhangi bir komplikasyon yaratmazlar.

     Nedeni tam bilinmektedir ancak kabul edilen bazı teoriler vardır. Kronik pelvik iltihabı gibi overlere giden kan miktarının arttığı durumlarda, buna bağlı olarak folliküllere ulaşan hormon miktarlarının normalden fazla olması nedeni ile gelişebileceği bilim çevrelerinde en fazla kabul gören oluş mekanizmasıdır. Yapılan deneylerde konjesyon olarak adlandırılan bu fazla kan akımının follükül aktivitesini arttırdığı gösterilmiştir.

     Başka bir olası neden ise yüksek dozda gonadotropinlerin varlığında (beyinden salgılanan ve overlerde yumurta hücresi gelişimini uyaran hormonlar) overlerin olması gerekenden fazla uyarılması neticesinde ortaya çıktıklarıdır. Bu teorinin destekçisi kısırlık tedavisi esnasında yumurtlamayı teşvik edici ajan kullanan kadınlarda follikül kistlerinin normalden fazla görülmesidir.

     Gonadotropin miktarı normal sınırlarda olsa dahi bunların salgılanış şekillerinde meydana gelen dengesizlikler de gelişmiş yumurta hücresinin çatlamasını engelleyebilir ve follikül kistine yol açabilir. Gonadotropinlerin salgılanış şeklini bozan pek çok etken olabilse de genelde altta yatan bir sebep bulunamaz.

     Başka bir teoriye göre de yumurtalık etrafındaki yapışıklıklar ve herhangi bir nedenle yumurtalık duvarının kalınlaşması yumurtlamayı engelleyerek follikül kistine yol açmaktadır. Ancak bu görüş bilim çevrelerinde rağbet görmemektedir.

     Follikül kistleri genelde belirti vermezler. Patlaması ya da kendi etrafında dönmesi ve akut batın tablosu yaratması yok denebilecek kadar azdır. Bazen östrojen hormonu salgılayarak adet düzensizliğine neden olabilir. Sıklıkla başka bir nedenle yapılan ultrason incelemesi esnasında fark edilen follükül kistleri, belirti verdiğinde en sık adet gecikmesine neden olur ve hastalar bu gecikme nedeni ile jinekoloğa müracaat ettiğinde fark edilirler.

     Follikül kistleri genelde kendiliğinden kaybolur ve tedavi gerektirmez. Üreme çağındaki kadınlarda saptanan ve 5 santimetreden küçük kistler takibe alınır. Hasta bir ay sonra yeniden muayeneye çağırılır. Kistin 1-2 adet dönemi sonrasında kendiliğinden kaybolması beklenir. Bazı zamanlarda kistin küçülmesini kolaylaştırmak için doğum kontrol hapları verilebilir. Burada amaç beyinden salgılanan gonadotropinleri baskılayarak overler üzerindeki uyarıyı ortadan kaldırmaktır.

     Tedaviye rağmen küçülmeyen ya da büyüme gösteren kistlerde ameliyat gerekli olabilir. Bu kistler genellikle üreme çağındaki genç kadınlarda görüldüğü için ameliyat esnasında yumurtalığa zarar vermeden sadece kist çıkartılır.

     3-Korpus luteum kisti

     Normalde her yumurtlamadan sonra yumurta hücresinin atıldığı doku farklılaşır ve korpus luteum adı verilen dokuya dönüşür. Korpus luteumun görevi olası bir gebelikte düşük olmadan gebeliğin rahime yerleşmesini sağlayan progesteron adı verilen hormonun plasenta fonskiyonel hale gelene kadar üretilmesidir. Bu doku zaman zaman içinde sıvı birikmesi nedeni ile kistleşebilir. Genelde 3-4 cm büyüklüğündedir. Hormon salgılaması olduğu için adet rötarına yol açabilir. Kist içine kanama olursa kasıklarda ağrı görülebilir. Bazen patlayıp karın içine kanamaya yol açabilir. Bu durumda dış gebelik ile karıştırılabilir.

     Herhangi bir komplikasyon gelişmediği durumlarda tedavi gerektirmez. Kendiliğinden kaybolur.

     4-Teka-lutein kisti

     Aşırı hormon salgısına bağlı olarak ortaya çıkar. hemen hemen her zaman çift taraflıdır ve 20 cm kadar büyük olabilirler. Sıklıkla kısırlık tedavisi alanlarda görülür. Tedavide yatak istirahatı ve takip gerekir. Bazı zamanlarda cerrahi tedavi gerekli olabilir.

     5-Gebelik Luteoması

     Gebelik esnasında görülen solid yapıda bir kitledir. Bazen 20 cm kadar büyüyebilir. Hastaların 4'te birinde fazla miktarda salınan erkeklik hormonuna bağlı olarak tüylenmede artış saptanabilir. Gebelik sona erdiğinde kendiliğinden geriler. Ancak diğer tümürlerden ayrımının yapılması gerekir.

     Nasıl teşhis konulur?

     Genelde rutin muayene ya da başka bir sebepten dolayı yapılan muayene ve ultrasonografide saptanırlar. Muayenede hastanın yaşı, kitlenin büyüklüğü, şekli, saf kist ya da solid yapıda oluşu, etrafa yapışık olup olmadığı, hassasiyet olup olmadığı, Önemlidir. Ultrasonografide saf kist görünümünde olan ve 5-6 santimden küçük çapta olan kistlerin iyi huylu ve fonksiyonel olma olasılığı yüksektir. Ayrıca tanıda hastanın ve kitlenin durumuna göre tomografi, manyetik rezonans hormon tetkikleri ve kanda tümör belirteçleri incelenir ve tedavi için bir karara varılır.

     Kistler kötü huylu mudur? Çocuk sahibi olamama nedeni olabilirler mi? Kistle birlikte gebelik oluşabilir mi?

     Çoğu over kist iyi huyludur (yüzde 80-85) ve genellikle 20-44 yaş arası kadınlarda görülür. Tek taraflı, mobil (hareketli) ve düzgün yüzeyli olan kitleler iyi huylu iken; iki taraflı, katı, yapışık, düzensiz yüzeyli ve hızlı büyüme eğiliminde olan kitleler ise büyük olasılıkla kötü huyludur. Özellikle muayene ve ultrasonda elde edilen bulgular, ayrıca bazı kan tahlilleri ayırıcı tanıda bize yardımcı olur. Kistler her zaman infertilite (kısırlık) nedeni değildir. Eğer oluşum sebepleri hormonal düzensizlik ise infertilite görülebilir. Over kisti ile gebelik oluşabileceği gibi gebelik de over kisti oluşturur. İlk gebelik aylarında gebeliğin devamı için gerekli hormonları salgılayan ve boyutları bazen 8-10 cm'ye ulaşabilen bir kist oluşur. Ancak gebelik ilerledikçe genelde küçülür ya da kaybolur. Takip etmek gerekir.

     Kistlerin teşhisi için hangi yöntemler kullanılır?

     Kistin tanısı için muayene ve ultrason yeterli olur. Ancak cinsi hakkında bilgi sahibi olmak için bazı kan testleri gerekebilir. Kanser şüphesinde ileri radyolojik tetkiklere başvurulur.

     Tedavi yöntemleri nelerdir?

     Over kistinin tedavisi cinsine göre değişir. Sık gözlenen basit kistler için genelde takip tercih edilir. Bu esnada doğum kontrol hapları kullanmak da kistlerin küçülmesine yardımcı olur. Doğum kontrol hapları yumurtalıkların çalışmasını durdurarak mevcut kistlerin vücut tarafından emilmesine yardımcı olur. İltihabi kistlerde düzenli antibiyotik tedavisi gerekir. Ancak 8-10 cm'yi geçen ya da daha küçük olduğu halde 3-4 aylık takiple de sürekli büyüyen, ultrason ve kan testlerinde kötü huylu olma ihtimali olan kistlerin ameliyat ile alınması gerekir. Cerrahi girişim, bariz ağrı ve kötü huylu olma şüphesi bulunan vakalara uygulanmalıdır. USG'de büyük kistler, çok odalı kistler ya da kan akımındaki artma kanser işaretidir. Kötü huylu kistlerden şüphelenildiğinde hasta hangi yaşta olursa olsun derhal ameliyat yapılmalıdır. Menopozdan sonra kadınlarda rastlanan kistler daha önemlidir. Bunların kötü huylu olma olasılığı yüksektir. Ancak menopozdaki kadında tesadüfen rastlanan bir kist küçükse (çapı 5 cm'den küçük), tek boşluklu ve inci duvarlı ise kötü huylu olma olasılığı çok düşüktür. Bu kitleler cerrahi tedavi yerine takiple tedavi edilmelidir.

     Kistler alındıktan sonra tekrarlayabilirler mi?

     Kistlerin tekrarlaması cinsine göre değişir. Hastayı 6 aylık muayene ve ultrason takibi ile izlemek uygundur.

     Tedavi edilmezse ya da geciktirilirse hastanın karşılaşacağı sorunlar nelerdir?

     Kist tedavi edilmezse daha da büyüyebilir, belli bir büyüklükten sonra yırtılarak karın içine kanama yapıp hastanın hayatını tehlikeye sokabilir. Kötü huylu ise vücuda yayılarak ameliyat edilemez aşamaya gelebilir.

 


Sizden önce 8857 kişi okudu.


Analatic

Irak Parsiyel             Mersin Web Tasarım            Mersin Herbalife           

Mersin Web Tasarım       Mersin evden eve nakliyat